Arap asıllı, Osmanlı tarihçisi “Cenabı’nın” Süleymaniye Kütüphanesi'nde kayıtlı (1540–1590 )"El-Hâfilü'
l-Vâsıt ve Aylemü'z-Zâhirü'l-Muhit" adlı eserindeki Şey Edebalı’nın ibret dolu öğütleri:
Ey Oğul;“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Hırsımız, bencilliğimizdir”
Dünya bir garip han, bir hoyrat mekân,
İnsan bir garip varlık, kabına sığmayan…
Hayat bir yudum su, bir anlık rüya
Ömür bir kısa yol, tekrarı olmayan…
Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip;
Büyük yürümek ve büyük ölmek gerek.
Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir
Ey Oğul! Sakın ha kendi başına karar vermeyesin. İşlerini ehil kişilere danışarak tutasın, danışırsan yol alırsın, danışmasan yolda takılıp kalırsın..
Ey Oğul! Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın, azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bilesin, her işin gereğini vaktinde yapasın!
Ey oğul! Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır.. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.
Ey oğul! Öfke benliğin yemi, en lezzetli gıdasıdır. Benlik semirdi mi irade yok olur gider. İradesi zayıflayanın ruhu intihar eder. Posalaşmış bir beden taşımak ne ağır zillet, ötelere kapalı bir ruh taşımak ne büyük ihanet.
Ey oğul! Sabır olmadan menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. “Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır.” İnsan ocaklar gibi yanmalı da kimselere gamını ilan etmemelidir.
Ey oğul! Gözünü ötelere dikesin, hesabını idealine göre yapasın. Unutmayasın ki, “Her şeyin vakti tayin edilmiştir. Vaktinden önce öten horozun başı kesilir.”
Ey oğul! Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme. Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hâkim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur Ama “Altının değerini de sarraf bilir” sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın.
Ey oğul! Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez; sağırdır, kem sözü işitmez; dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği sevgiyle, gönül ibresi gerçeğe ayarlıdır. O söz verdi mi, onu namusu bilir.
Ey oğul! Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir.. Anadolu; içinden kıvrım kıvrım ırmaklar akan, ağıtları alev alev ciğerler yakan “Ana”larla doludur. Ana çile yumağıdır, oğul dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın oğul. Yarın yuva kurduğunda ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata, düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın. Ey oğul! Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!
Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahadır olsa da, muhabbete tuş olur.” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın.
Ey oğul Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.
Ey oğul! Sen bizim rüyamız, sen bizim devamız, sen bizim duamızsın. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun. Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun sonsuza dek açık olsun
“Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Gücenmek bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, hoş görmek sana. Geçimsizlik bize; adalet sana, Yanlışlık bize; bağışlama sana, Bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, sana.
Ey Oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıl ipine bağlı, Allah Teâla yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşların kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız.
Ey Oğul! Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgârlarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder.
Ey oğul! Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletine sırt çevirme. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
Ey oğul! Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...
Şu üç kişiye acı; Cahiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene. Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler. En büyük zafer nefsini tanımaktır.
Ey oğul! Boş İnsan laf üretir. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!.. Kişinin gücü, günün birinde tükenir ama bilgi yaşar.. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş, yaşatmak için olmalıdır. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..
Ey oğul! Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz..Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
"Toprağa bağlanın. Suyu israf etmeyin. Mirasınızın sağlam kalmasına dikkat edin. Verin, cömert olun. İlim sahiplerini koruyun. Ağaç dikin. Ödünç aldığınızı fazlasıyla iade edin. Kuran-ı Kerimi güçlü olmak için okuyun. Bağınızı, bahçenizi viran bırakmayın.. Bildiklerini öğretenler unutmazlar. Asıl ölüm ilimden payını almayanlaradır. Faydalı ile faydasızı bilenler bilgi sahipleridir."der
İşte bu dönemin büyük âlimlerden bazıları; Mevlâna, Şeyh Edebalı, Dursun Fakih, Şeyh Muhlis Baba, Şeyh Âşık Paşa, Şeyh Hasan Çelebi ve Baba İlyas.
Değerli okurlarım ve Anadolu Gazetesinde, mutfağında görev yapan kardeşlerime veda ederek gazetedeki köşe yazılarıma son veriyorum.Sizlere başarılar diliyorum.
Yazının DevamıSosyal adalet denince aklımıza ilk önce vicdan özgürlüğü, insanlar arasında eşitlik ve toplumda sosyal dayanışmanın sağlanması gelmektedir.
Bu konuda hiç kimse, diğer insanlardan üstün olduğunu iddia edemez. Çünkü insanın sorumluluk duygusuyla hareket edebilmesi için toplumda cinsiyet, ırk, renk, dil ve din esasına dayanan ayrımcılık olmamalıdır. Bunu da ancak sosyal adalet sağlar.
İslamiyet’te “Komşusu açken tok yatanlar bizden değildir” anlayışı yer almaktadır.
Sosyal adaletin özünde kişi haklarının korunması, ekonomik değerlerin dağılımında imtiyazlı, mutlu azınlığa, ezen ve ezilene asla yer yoktur.
Halife Hz. Ömer döneminde bir Yahudi arsasına cami yaptıran valiyi şikâyet edince Halife:
– Derhal cami yıkılsın, arsa hak sahibine verilsin, diye emir vermiştir.
Hz. Ömer karanlık, soğuk ve dondurucu bir kış gecesi sahabeden İbn-i Abbas ile Mekke sokaklarında karşılaşır. Birlikte dolaşırlarken bir evden ağlayan çocuk sesleri duyulur.
Hz. Ömer (r.a.) kapıyı vurup selam verir ve izin alıp içeriye girer. Yaşlıca bir kadın ocağın başına oturmuş, hem ateşin üzerinde kaynayan tencereyi karıştırıyor hem de minicik yavruları susturmaya çalışıyor. Hz. Ömer (ra.) kadına:
– Valide bu yavrular niye böyle durmadan ağlıyor?
Kadın içini çekerek:
– İki günden beri açlar da ondan, diye cevap verir ve sonra:
– Oğlum şu ateşte kaynayan yemek değil. Çocukları oyalamak için tencereye çakıl taşları koydum durmadan kaynatıyorum. Evde pişirecek hiçbir şey yok. Bu gördüğün yavrular benim, anasız babasız yetim torunlarımdır.
Oğlum, kocam ve kardeşlerimin her biri bir savaşta şehit düştüler. Soylu ve zengin bir aile iken yoksul düştüm kimseye gidip hâlimi anlatmaya, el açıp bir şeyler dilenmeye de yüzüm tutmuyor.
Hz. Ömer (r.a.) kadının sözünü bölerek üzgün bir sesle:
– Valide, Halife Ömer’e neden başvurup durumunu anlatmıyorsun, dedi
Öfkelenen kadın halifeye şöyle bir baktı ve:
– Halife Ömer’in her iki dünya elim yakasında olacak.
Hz. Ömer (r.a.):
– Niçin Ömer’e böyle beddua ediyorsun! Onun ne günahı vardır, dedi.
Kadın:
– Evladım! Ben şu ihtiyar hâlimle iki günden beri huzursuzum. O, Müslümanların reisi değil mi? Bizler önce Allah’a sonra do onun eline emanetiz. Gelip de benim hâlimi nasıl sormaz? Müslümanların reisi olmayı böyle kolay mı sanıyor?
Hz. Ömer (r.a.):
– Valide haklısın. Ama zavallı halifenin işi bir iki değil ki! Kim bilir başını kaşıyacak kadar bile boş zamanı yoktur, deyince kadın aynı kızgınlıkla sözlerine devam etti:
– Mademki dertlilerin derdine çare olmayacaktı, neden halife olmayı kabul etti? Benim babam, amcam, dayım ve gencecik oğlum hep onun ordularında şehit düştü. Böyle dertlerimize yeni dertler eklesin diye mi biz onu başımıza geçirdik?
Hz. Ömer (ra.) yerinden doğruldu. Bitkin bir sesle:
– Haklısın sen yine çocukları avut ben hemen dönerim, diyerek oradan ayrıldı. Yol boyunca ağzından tek kelime çıkmadı.
Doğruca devlet hazinesine vardık. Halife bir un çuvalını sırtına aldı, benim elime de bir yağ kabı tutuşturdu..
– Ey Müminlerin Emiri! Ne yapıyorsun? Bari müsaade ver de çuvalı ben alayım, dedim.
Hz. Ömer (r.a.):
– Hayır, ey İbn-i Abbas! Yorgunluktan yere yığılsam bile yükümü sırtımda götürürüm. “Dicle kenarında otlayan bir koyunu kurt kapsa İlahi adalet onun hesabını Ömer’den sorar”.
Şu yaşlı kadın ve yavruları kimsesiz kalır; sorumlusu Ömer’dir. Bakımsızlık ve sefaletten bir ev çökse sorumlusu Ömer’in omuzlarındadır.
Ağır çuval yükü altında iki büklüm çadırına gelirler. Hz Ömer yemeği pişirir ve öksüz yavruların karınlarını doyurduktan sonra kadına:
– Sen yarın erkenden halifelik makamına gel der ve birlikte dışarı çıkarlar.
Yaşlı kadın, öğleye doğru halifelik makamına gelince orada Hz. Ömer’i hemen tanır ve olanlardan dolayı özür diler. Kadına ve öksüz torunlara emekli maaşı bağlanır.
“Adalet Mülkün temelidir”. İnsanlığın vazgeçilmez değerlerinden birisi de adalettir..
İşte sosyal devlet anlayışı budur. Burada mazeret üretmeden mazlumun, yoksulun ve muhtaçların yanında olma zorunluluğu vardır.
Yazının DevamıSadrazam (Öküz) Mehmet Paşa, Kervansarayı ve Külliyesi
Ulukışla ilçemizin simgesi olan Öküz Mehmet Paşa Külliyesinin bölümleri; cami, zaviye, hamam, konuk odaları, kiler, imarethane, develik, ahır, çarşı ve müştemilatından meydana gelmiştir. Bu külliyeyi, Sultan I.Ahmet ve Sultan Genç Osman döneminde Sadrazamlık (Başbakanlık) yapan Oğuz boyundan Türkmen çocuğu Kara Mehmet Paşa, 1610-1622 yılları arasında baba yurdu olan Ulukışla’ya bir vefa borcu niyetiyle yaptırmıştır. Aynı zamanda bu eser Hicaz yolu üzerindedir ve bu nedenle tüm yolcu ve ticaret kervanlarına hizmet verdiği gibi Osmanlı Ordusunun Doğu seferlerine giderken barındığı, ikmal ve lojistik destek sağlandığı, İç Anadolu’nun en büyük kervansaraylarından biridir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu nadide eseri anlatırken
“Karaman Ereğli’sinden yine kıble tarafına giderek 9 saatte Ulukışlak kasabasına menzil aldık. Bu kasaba Karaman eyaletinin Niğde sancağında, Koca Mehmet vakfıdır. En meşhur camii Koca Mehmet Paşa Camiidir. Kubbeli ve minareli, avlusu mermer döşeli şirin bir camidir. Yanında bir zaviyesi, latif bir hamamı, büyücek bir hanı vardır. Güya bu han bu şehrin kalesidir. 170 ocaktır. Başka bir harem odalığı, develiği, 300 tavla at alır ahırı, avlusu, ortasında büyük bir havuz, bir kileri ve yemek yedirilen bir imareti var. Her akşam ocak başına birer bakır sini ile beşer tas buğday çorbası beşer ekmek, birer yağ kandili ve her at başına birer torba yem verilir. Nimeti bol, vakfı sağlam bir hayrattır. 300 kadar dükkânları vardır. Bu binaların tamamı kâgir ve baştanbaşa kurşunla örtülü olup, Mehmet Paşa vakfıdır.”diyor
Buraya gelen yolculardan yerli, yabancı, Müslim ya da gayri Müslim olsun fark etmez, üç gün yemesi, içmesi, barınması, hayvanlarının bakımı dâhil hiç bir ücret alınmaması vakıf şartnamesi gereğidir.
Bu eser, Şair Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han duvarları” şiirine de konu olmuştur.
Not; Kervansarayın önüne, yâda içine kaide üzerine yazısı yazılarak büst yapılmasını teklif ediyorum. Tarikte ilk kez Niğde’den Vezir’i Azam (Başbakan) çıkması önemli bir tespittir.
Çocuk eğitiminin ne denli önemli olduğunu bilmeyen var mıdır? Endişemiz gelecek yıllarda okumayıp eğitim almayanlar ya da bir meslekí formasyona sahip olmayanlar için pek kolay olamayacak gibi görünüyor.
Çocuk eğitimi elbette ki çok önemlidir. Çocuğa iyi davranışlar kazandırmak, kendi kültür değerlerini ve inancını yaşayabilmelerini sağlamak, kişilikli ve bilgili yetiştirmek dahada önemlidir.
Okullarda okumak, bir meslek edinmek için diploma almakda yeterli olmuyor. Bir çocuğun geleceğe hazırlanması, ona güzel ahlâk kazandırma, iyi bir insan olarak yetiştirilmesi için eğitim şarttır.
Veliler çocukların okula düzenli devam etmeleriyle ve dersleriyle ilgilenmeli, eve geldikleri zaman, bugün neler öğrendiğini sormalı. Yanlış bir şey öğrenmişse uygun bir dil ile doğrusunu öğretmeye çalışmalı.
Çocukların kimlerle, nerede ve nasıl arkadaşlık yaptıklarına dikkat etmeli... İyi kimselerle arkadaşlık etmelerini, onlara güven aşılayip, sorumluluk verilmeli. Onlara asla kaldıramiyacakları şeyleri yüklenmemeli..
Çocuklara en iyi model kendi anne-babalarıdır. Bu nedenle cocuklarımıza öncelikle her açıdan kendimizin iyi örnek olması gerekir.
Neslimiz'in devamı ve geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza ne kadar önem veriyoruz?
Bu konuda herkes üzerine düşeni yapıyor mu?
Aslında bizim inanç geleneğimizde “Her çocuk dünyaya temiz olarak gelir. Sonradan onun Müslüman veya gayri Müslim olmasına ailesi yada çevresi vesile olur.
Çocuklar, annelerin koruması altında, uzun ve yorucu bir çabayla hayata hazırlanırlar. Her çocuk düşünce ve fikir yapısı yanında duygu ve sevgi değerlerine de sahiptir.
Bugün “çocuk ıslahevlerinde” anasız-babasız büyüyen çocuklarda psikolojik bozukluklar görülmektedir. “Ağaçlar su ile beslenmeli, çocuklar sevgiyle, ilgiyle büyütülmelidir”.
Su nasıl kabın şeklini alırsa, hamur elde nasıl şekillenirse çocuk da iyi huylarını aile ortamından alır. Eğer anne-baba çocuğuna iyi örnek olursa o çocuk, meyveli ağaç gibi verimli olur.
Aile ortamından uzak, eğitimsiz, sevgisiz yetişen çocukların bunalıma düştüklerini biliyoruz. Aslında çocukların sadece maddi ihtiyaçlarını karşılamakla da onların problemleri çözülmez.
Çünkü çocuk her gördüğünü taklit eder ve her şeyi olduğu gibi alır. Bu bakımdan çocuğa doğruyu, yanlışı, güzeli, çirkini öğretirken daima hoşgörülü davranmak gerekir.
Dünyaca bilinen ünlü bilim adamı “EİNSTEİNE” der ki, “Bugünün gençleri çabuk iş gören bir makine gibi yetişmektedir. Fakat insan asla bir makine olmamalıdır. İnsanın iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini ayıracak bir kafası olmalıdır.
Bu kafa yerinde değilse onun hiç makineden farkı kalmaz. Ben bugünkü gençlikte en büyük eksikliği bu noktada görmekteyim. Biz çocuğa başka türlü terbiye vermeliyiz. Yoksa bu çocukların talimli köpeklerden hiç farkı kalmayacaktır” diyor.
Çocuğu tek başına bilgiyle donatmakta yetmez, Onları etik açıdan da takviye etmeliyiz. İlimle ahlak, etle tırnak gibi birbirlerini tamamlayan unsurlardır.
Çocuğun terbiyesine önem vermeyen aileler onu tehlikeye kendi eliyle atmış olurlar. Bunun zararını hem kendisi hem de çevresi görecektir.
Her çocuğun özünde, mayasında iyiliğe, kötülüğe yatkınlık vardır. Onları güzellikle, hoşgörüyle düzeltmek gerekir. Terbiye hiçbir zaman baskıyla yapılmaz.
Çocuğa tatlı dille, güler yüzle yaklaşmalı, gereksiz yere şiddet gösterilmemelidir. Çünkü aşırı baskı çocuğu isyana sürükler.
Çocuğun ileriki dönemde mutlu yada mutsuz, başarılı ya da başarısız olmasında ailededen almış olduğu bu eğitim önemlidir.
Çocuğa anne ve baba güven telkin etmeli, onların yanında başkaları aleyhinde asla konuşmamalı.
Çocuklar bizim geleceğimizdir. onları iyi birer insan olarak hayata hazırlamalıyız. Çünkü Çocuk terbiyesi zordur ve aynı zamanda sabır isteyen kutsal bir görevdir.
Yazının Devamıİran’ın Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani İsrail’e karşı sert davranışlarıyla tanınan bir askerdi. Yahudiler onun varlığından oldukça rahatsızdı. Pentagon, ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatı ile İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin Bağdat yakınlarında öldürüldüğünü açıkladı.
ABD Başkanı Donald Trump tutarsız, dengesiz bir liderdi. Çünkü Amerikan Senatosu ve Pentagon, silah Baronları Yahudi lobilerinin tekelinde ve Ortadoğu’nun kan gölüne dönüşmesinin kararını da onlar veriyordu.
Şimdilerde hedef tahtasına konmak istenen ülke Türkiye'dir. Daha önce biz bunun acı reçetesini fazlasıyla yaşadık.
Yakın tarihimizde Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl'in Sultan Abdülhamid’e karşı yaptığı ihanetleri biliyoruz. Komünizmin babası Alman asıllı Karl Marx, Rusya’da Komünizmin kurucu lideri Lenin’in Yahudi asıllı olduğunu bilmeyen yoktur.
Bu açıdan bakıldığında ABD, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere devletlerinin karar vericileri Mason localarının emrindedir.
Osmanlı İmparatorluğunun ihtişamlı, görkemli saltanatı son dönemlerinde, yöneticilerin yanlış uygulamalarıyla ağır ağır çökme noktasına gelmiştir.
Halbuki Yavuz Sultan Selim Han bir gün paşalarını toplayıp, duvardaki dünya haritasını göstererek; “Heyhat! Şu dünya bir Sultan’ın yönetimine fazla, ikiye de çok azdır” diyordu.
Uçsuz bucaksız Osmanlı İmparatorluğu şimdi lime lime parçalanıyordu. Tanzimat’ın getirdiği yarım yamalak hürriyetle, asırlarca devam eden Türk töresi yok ediliyordu.
Bu gün Ortadoğu’da güçlü bir Türk devletinin varlığı Yahudi Baronlarını rahatsız etmiş, gizli istihbarat örgütleri marifetiyle bu konuda radikal kararlara imza atmışlardır.
Örneğin, ülkemizde halkı sınıf ve zümrelere ayırma, İnanç sistemini istismar etme, Sanayii’nin ziraatı ezmesi, hizmete liyakatsiz insanları getirilme, iktisadi krizle yoksulluğu körükleme çabaları Siyonizm’in sinsi planları olmuştur.
Kanuni Sultan Süleyman’ın kapitülasyonuyla Avrupa’ya verilen taviz, Sultan Mahmut’un koltuğunu koruma pahasına ilan ettiği Tanzimat Fermanı İmparatorluğun sonunu getirmiştir.
Böylece altı yüz yıllık çınar ağacının özüne kurt düşmüştür. Bundan sonraki dönemlerde de bu çöküntü devam ede gelmiştir. Milli Şair Mehmet Akif Ersoy;
“Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak,
Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak.” Diyor.
Böylece Türk milleti, töresini ve geleneğini terk etmenin bedelini ağır ödemiştir. Anadolu Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar ve İngilizler tarafından işgal edilmiş. Netice olarak Misak-ı Milli sınırları içinde kalan yerler İstiklal Savaşı ile korunabilmiştir.
Bu gün Osmanlı İmparatorluğun enkazları üzerinde tam otuz beş devlet kurulmuştur. Ülkemizi sinsi planlardan kurtaran, bu cennet vatanı bize armağan edenleri minnet ve şükranla yad ediyoruz.
Düşman yine aynı düşman. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Anadolu’yu Ortadoğu bataklığına çekmek isteyenlerin niyetleri ortadadır. Bu tuzağa asla düşmemeliyiz. Bilinmelidir ki, Türk İslam aleminin en sinsi düşmanı İsrail ve Yahudi lobileridir..
Yazının Devamı