Salih Alptekin

TOPLUM ve TEKNOLOJİ TEKNOLOJİ, TOPLUM İÇİN FIRSAT mı? TEHDİT mi?

: 22-12-2023


   Teknoloji, tarihin her döneminde üzerinde çalışılan ve sürekli gelişen, milletlerin birbirlerine üstünlük sağlamak için sürekli geliştirmek zorunda oldukları bilimsel araştırmalar ve yöntemler bütünüdür diyebiliriz. Teknoloji, insanların ya da insanlığın yararına olduğu kadar belki de insanlığın sonunu getirebilecek kadar zararına olabileceği gerçeğini hiçbir zaman unutmamalıyız.
   Teknoloji, genel anlamda ilk olarak savaş ve savunma alanında geliştirilmeye çalışılan ve daha sonra insanlığın yararına sunulan buluşlar olarak karşımıza çıkmaktadır, bilgisayarın icadı da öyle değil midir? Bilgisayarların hayatımıza girmeleriyle birlikte hayatımızda çok şey değişti her şeyi daha kolay, daha çabuk ve hatta yerimizden kalkmadan halleder duruma geldik.  Basit bir bilgi ya da akademik bir araştırma için ulaşılması gereken materyal, bir otel rezervasyonu, herhangi bir konunun araştırılması… Modern dünyamızda insanlar bunu tek bir cihaz sayesinde bir tıkla yapabiliyor. Binlerce kilometre uzakta yaşanan olayları anında haber alabiliyor, tarihin derinliklerinde yolculuk yapabiliyor, okyanus diplerine kendisi dalmış gibi araştırmanın bir paçası olabiliyor. Hayatın her alanına girmiş olan bu teknoloji bütün insanları kendisine bağımlı hale getirmiş durumda. Günümüzde en küçük yaş grubundan olan öğrencilerden, iş insanlarına ve devlet yetkililerine kadar herkes bilgisayarlara dolayısıyla teknolojiye bağımlı yaşıyor, öyle ki bu teknoloji cebimize sığmaya başladıktan sonra hiç ayrılamaz olduk.
    Bu gelişmeler kulağa oldukça hoş geliyor ancak günümüzde yaşanan bazı olaylar teknoloji, biz insanlar için acaba tehdit mi? Yoksa fırsat mı? Sorusunu aklımıza getiriyor. Teknoloji kullanılarak yapılan dolandırıcılıklar, sahtekârlıklar, tehditler ve şantajlar acaba teknoloji toplumu tehdit eden, toplumun düzenini bozan, ailelerin yapısını zedeleyen bir tehdit mi? Diye düşünmemize neden olabilmektedir.
   Yukarıda saydığımız teknoloji kullanılarak yapılan olumsuz vakalar yine teknoloji kullanılarak bertaraf edilmeye çalışılıyor. Bu durumda teknolojiye karşı teknoloji kullanıldığını görüyoruz, bu kez de aklımıza şöyle bir soru geliyor; acaba teknoloji bu kadar gelişmiş olmasaydı biz insanlar dünya üzerinde daha barışçıl bir ortamda daha mutlu yaşayabilir miydik?


GERÇEK DÜNYA BU MU?

 

         Sizce yaşamak nedir?

     Yemek, içmek, uyumak, uyanmak, nefes almak... Ömür doldurmak mıdır? Yaşamak. Eğer öyle ise bütün nebatat, hayvanat ve kainat yaşıyor diyebiliriz. Dünya üzerinde o kadar değişik yaşam biçimleri var ki akıl erdirebilmek mümkün görünmüyor. Ancak biz insanlara bahşedilmiş olan “onur ve şeref”  çerçevesinde ömür sürdürebiliyorsak yaşamak odur bence.

     Bir tarafta açlıktan ölenler varken, bir tarafta zevk ve sefa içerisinde duygusuzca, yaşadığını zannedenlerin olması, dünya üzerindeki nimetlerin mutlu azınlık tarafından yağmalanması yaşamak mıdır? İnsanlar o kadar bencil olmuşlar ki "hep ben, hep ben" diyorlar. 

    Bütün semavi dinlerde insanın çok şerefli bir yaratık olduğu ve yaratıcı tarafından özenle yaratıldığı, akıl ve fikir gibi özelliklerle donatıldığı bu nedenle yeryüzünde insanca barış içerisinde yaşamaları konusunda, elçileri aracılığı ile mesajlar gönderdiği söylenmesine ve bilinmesine rağmen bu şiddet merakı neden?

    Günlerdir süren İsrail’in Filistinlilere yaptığı soykırım barbarlığını da geçen zulmün insanlıkla uzaktan yakından alakası olmadığı dünyanın neredeyse bütününde yaşayan insanların boykotlarıyla ortaya konulurken politikacıların, siyasetçilerin ve yöneticilerin halklarının seslerine kulak tıkamalarının nedeni nedir acaba?

     Dünyayı yönetenler çıkarları için insan hayatını yok sayıyorlar ve insanlık olarak bizler hiçbir şey yapamıyoruz. Yeni Dünya düzeni dedikleri insansız bir dünya inşaa etmek mi acaba? Zira bu zulmü yapanların insan olmaları mümkün değil. İnsansız bir dünyada yaşamak, yaşamak mıdır? 

     Yaşamak, başkalarının yaşam haklarını elinden almak mıdır sizce?..             

Yazının Devamı

İŞSİZLİK Mİ? İŞÇİSİZLİK Mİ?

 

    TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre İşsizlik oranı %10,4 seviyesinde gerçekleşti. 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2022 yılında bir önceki yıla göre 337 bin kişi azalarak 3 milyon 582 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 1,6 puanlık azalış ile %10,4 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde %8,9 iken kadınlarda ise %13,4 olarak tahmin edildi.

    Ülkemizde işsizlik başlı başına bir sorun olarak karşımıza çıkan ve yıllar içerisinde çözüme kavuşturulamayan adeta kronikleşmiş bir durum olduğu inkâr edilemez bir gerçek miş! gibi görünse de acaba gerçek piyasa şartlarında öyle mi? 

      İlimiz dahilinde yaptığımız küçük çaplı bir araştırma neticesinde bunun tam da böyle olmadığı gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Çarşı esnafının yüzde ellisinin camında eleman aranıyor yazsı bulunuyor. Bu işletme sahipleriyle yaptığımız görüşmelerde “çalışacak eleman bulamadıklarını, çalışmak için gelenlerin çoğunluğunun hafif ve konforlu iş aradıklarının bu nedenle her işte çalışmadıklarını” dile getirdiler. İŞKUR’da kaydı bulunan (resmi işsizlerin) çoğunluğu aynı şekilde iş beğenmiyor ve bu nedenle de işsizler ordusundaki yelerini istikrarlı bir şekilde muhafaza ediyorlar.

     Ulusal basında da sıklıkla rastladığımız bazı el sanatlarında “yetiştirecek eleman bulamıyoruz bu nedenle mesleğimiz ölmek üzere” şeklinde haberlerden de anlaşılacağı gibi yeni neslin maalesef sanat öğrenmek gibi bir derdi yok. Masa başında kolay para kazanmak derdindeler. Bu durumlar göz önünde bulundurulduğunda “İşsizlik mi? İşçisizlik mi? Sorusu akla geliyor.  

Yazının Devamı

ANA AKIM MEDYA VE ŞİDDET

Ana akım medya kuruluşları olan televizyon kanalları, günümüz koşullarında reyting savaşı vermekteler ki hayatta kalabilmek ve yayın hayatlarına devam edebilmek için bunu yapmak zorundalar çünkü ne kadar reyting o kadar reklam ve o kadar rant demek. Bu kuruluşlar, reyting uğruna bütün yolları (legal/illegal) deniyorlar. Bitirme tezim olarak araştırdığım "Ana haber bültenlerindeki şiddet içerikli haberler" konusu inanılmaz ama gerçek olan bir durumu ortaya koymaktadır. Bu medya kuruluşları insanları ekran başında tutabilmek ve reytinglerini yükseltmek adına şiddetin her türlüsünü her alanda işlemekten çekinmemekteler. Ana haber bültenlerini insanlar ülkede olup bitenleri öğrenmek amacı ile izlerler, ancak haber bültenlerinin başlamasıyla birlikte birkaç siyasi ve politik haberin ardından şiddet içerikli haberlere geçiliyor adeta şiddet bombardımanı başlıyor ve bitmek bilmiyor. Annesini doğrayan hayırsız evlat, karısını bilmem kaç yerinden bıçaklayan cani koca, sosyal medyada tartıştığı ve hiç tanımadığı adamı kurşunlayan katil, hırsızlık için girdiği evde yaşlı kadını boğarak öldüren adam, taksici vahşeti başlığıyla verilen önce soydu sonra boğazını kesti haberi... vs. vs.

Bu ve buna benzer haberlerin bazıları magazinleştirilerek bazıları dramatize edilerek tekrar tekrar olumsuz sahnelerin gösterilmesi, maktul yakınlarının feryat figan bağrışmaları, kin ve nefret kusan haykırışların yer alması adeta bu tarz olayların yaşamın bir parçası olduğu izlenimi vermektedir. Bu tarz haberlere maruz kalan bireyler, yarın dışarıya çıktığım zaman benimde başıma böyle bir durum gelirse endişesine kapılarak kendini savunma psikolojisi ile kesici, delici ya da ateşli silah bulundurma ihtiyacı hissetmektedirler ve farkında olmadan şiddet sarmalanın bir parçası haline gelmekteler.

Olayın bir diğer boyutu da ana haber bültenlerinin yayınlandığı saatte çocukların da ebeveynleri ile birlikte olmaları, genç dimağların bu şiddet olaylarına maruz kalmaları ve bu görüntülerle büyüyüp yetişkin birey olduklarında bu tarz şiddetin normal olduğunu hatta gerekli olduğunu düşünmeleri ve bu yönde hareketle şiddet unsuru bir insan olarak toplumda yer almaları o toplum açısından ne kadar büyük bir tehdit ve tehlike oluşturduğu kaçınılmaz bir gerçek değil midir?

Sadece ana haberlerinde mi? dizilerde de şiddet reyting adına birinci faktör olarak kullanılmaktadır ve bunun da önüne geçilmelidir. Bu konunun bence derhal ele alınması ve bu tarz haberlerin kısıtlanarak verilmesi, dizilerdeki şiddet sahnelerinin kaldırılması gerekmektedir. Çocuklarımızı, gençlerimizi ve dolayısı ile toplumumuzu bir nebze olsun normalleştirmenin ilk adımı olarak hayata geçirilmelidir. SİZCE?


 

Yazının Devamı

MUTLULUK İÇİN SAĞLIKLI YAŞAM!

Mutlu olmanın başında sağlıklı olmak gelir. Sağlıklı bir bedene sahip olmanın yolu dengeli beslenme ve egzersiz yapmaktan geçer. Sağlıklı beslenme nedir? Sorusuna yanıt arayarak yazımıza devam edelim. Sağlıklı beslenme, uzman diyetisyenlerin deyimi ile bedenin günlük ihtiyacı olan besin miktarının yeterli düzeyde alınmasıdır. İnsan vücudunda bulunan hücreler fonksiyonlarını düzenli bir şekilde yerine getirebilmeleri için protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral gibi besin kaynaklarını diğer bir değişle yakıtı almak zorundadır. Bu kaynakların yeterli ölçüde ve dengeli tüketilmesi önemlidir, bu denge sayesinde beden sağlıklı kalır. Dengenin bozulması halinde vücudun bazı bölgelerinde istenmeyen yağlanmalar görülebilir, bunun neticesinde vücut dengesi bozulur yaşam kalitesinin düşmesine neden olur

Uzmanların hemfikir olduğu sağlıklı beslenme, her besin kaynağından yeterli ölçüde alınması ve doğru oranın yakalanmasıdır. Yoğun oranda karbonhidrat tüketmek ve diğer besinleri dışarıda bırakmak sağlıklı beslenme tarzı değildir ve beraberinde bazı sağlık sorunları getirebilir. Yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi göze hitap eden yenildiğinde çok lezzetli olan karbonhidrat bakımından zengin besinler tüketildiğinde vücutta insülin hormonu salgılanır, bu hormonun görevi yağları depolamaktır, bu da kilo almak ve istenmeyen yağlanmalara neden olması demektir. Yeterli miktarda karbonhidrat almazsak ne olur? Sorusuna, Sağlıklı Beslenme uzmanı ve Diyetisyen Dr. Ayşegül Günaydın "Vücudun işlevi için en gerekli besin ve enerji kaynağı alınmamış olur bu da halsizlik ve bitkinliğe neden olur. Bu ve bunun gibi durumların ortaya çıkmaması için beslenmede dengeye çok dikkat edilmesi gerekir" dedi


Sağlıklı beslenmenin yanında spor ve egzersizinde sağlıklı yaşamdaki rolü büyüktür. Düzenli yapılan spor aktiviteleri vücudumuzdaki kasların çalışmasını ve sürekli uyanık kalmasını sağlar bu sayede vücut diriliğini korur ve zinde olur, aynı zamanda da fazladan almış olduğumuz besinlerin yakımını sağlayarak istenmeyen yağlanmaların önüne geçilmiş olur bu sayede fit bir vücuda sahip olunur, fit bir vücuda sahip olmanın verdiği güven hissi mutluluk hormonu salgılanmasına ve insanın mutlu olmasına neden olur.


Yandaki fotoğrafta sağlıksız beslenme sonucu ortaya çıkmış iki zıt vücut görüyoruz biri aşırı beslenme diğeri yetersiz beslenme neticesinde ortaya çıkmış vücutlar bu iki vücudun da sahiplerinin mutlu olmalarının mümkün olduğunu sanmıyorum. Bu nedenle diyorum ki. "Mutluluk için sağlıklı yaşam, sağlıklı yaşam için dengeli beslenme"

Kaynakça: https://www.iyihayat.com/yazi/saglikli-beslenme-nedir/?gclid=Cj0KCQjw1ZeUBhDyARIsAOzAqQIgxA9XvnT2DCG8DHfS2CpFQmQZo6G1zsu9NdezxbtreZtbzjytREUaAsfbEAL


 

Yazının Devamı

HER YER ÇARŞI PAZAR

Yer Niğde Merkez. Huzurlu bir gün geçirme hayaliyle evden çıkıyoruz, dışarı adımımızı attığımız andan itibaren hiç de öyle olmayacağının sinyallerini almaya başlıyoruz. İnsanların yürümesi için yapılan kaldırımlar işyeri sahipleri tarafından adeta işgale uğratılmış,  satıcılar, işyerinin içinde ne varsa kaldırıma çıkarmışlar, “dışarı çıkarınca daha mı çok satıyorlar? anlamıyorum.” “Sanki bütün kaldırımlar çarşı Pazar.”

     Yürümeye devam ediyoruz durum hep aynı her kaldırımda işgaliye devam ediyor, üstelik çarşı merkeze yaklaştıkça daha vahşice bir hal alıyor. Adeta, “kaldırımlar benim siz nerden giderseniz gidin!” dercesine. Adam içerideki malları kaldırıma çıkarmış yetmemiş birde ayaklı tabela koymuş ancak bir kişi geçebiliyor ve bunu işyeri sahibine söylediğinizde aldığınız cevap oldukça enteresan “yoldan yürü!” 

      Bazı yerlerde durum daha da vahim! Kaldırım yetmemiş caddenin de bir kısmı işgal edilmiş araçlarla insanlar omuz omuza, tampon tampona. Caddelerde otomobiller insanlara korna çalıyor yoldan çekilin ilerleyemiyoruz diye, insanlar şaşkın nereden gidelim diye!

     Konunun muhatabı bu durumu düzeltmesi gereken merci Belediye Başkanlığıdır elbette, konuyu defaaten yetkililere aksettirmemize rağmen herhangi bir çalışma olmadığını üzülerek takip ediyoruz.

     Yetkililerce konunun bu şekilde görmezden gelinmesinin nedeni nedir? Diye düşünmeden edemiyor insan, acaba siyasi bir kaygı mı? Ya da politik bir çıkar mı? Bu kurumun görevi halka rahat yaşam koşulları oluşturmak değil mi? Görevini yerine getirmekten bu kaçış neden?... 

Yazının Devamı
Copyright © 2023 Tüm Hakları Saklıdır. Dadamedya.com