yandex
YAĞMUR BULUTLARI | Murat Soyak | Köşe Yazıları | Niğde Anadolu Haber
  • DOLAR
    42,4377
    %0,01
  • EURO
    49,3274
    %0,33
  • G. Altın
    5.666,78
    %-0,26
  • Ç. Altın
    9.241,24
    %0,00
  • BIST
    10.874
    0
  • BITCOIN
    91,861.998
    1.29
  • ETHEREUM
    3,049.738
    0.43
  • DOLAR
    42,4377
    %0,01
  • EURO
    49,3274
    %0,33
  • G. Altın
    5.666,78
    %-0,26
  • Ç. Altın
    9.241,24
    %0,00
  • BIST
    10.874
    0
  • BITCOIN
    91,861.998
    1.29
  • ETHEREUM
    3,049.738
    0.43
Murat Soyak

YAĞMUR BULUTLARI

: 12-09-2025

"Bana ne, bugün var yarın yok olan görüntülerden; anlam değiştirmeyecek olana bakarım ben" der Tarık Buğra. Yazmak, bu anlamda kalıcı olana talip olmaktır. Geçmişten geleceğe değişmeyeni anlamak ve yorumlamak…

  Gündemdeki olayların esiri olacaksak yazmanın ne anlamı var? Aldatıcı gündemden sıyrılıp kendi gerçeğimizi dile getirmeliyiz. Dikkatimizi kalıcı olandan yana çevirmeliyiz. Yazılar, gündem bataklığında solmasın, pörsümesin. Duygu ve düşünce dünyamızın derinliğinden sesler, güzellikler taşımalıyız bugüne ve yarına. Kararan gönlümüz, daralan ufkumuz böylelikle sıhhat bulmalı. Evet, şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Dirice bir tavır ile hayatı, insanı, olup bitenleri, sanatı, hakikati güzelce anlatmalı, duyurmalı. 

    Yazmak, ruhun malzemelerine değinmek; ötelerden ses getirmek ve acıyı bal eylemek. Okuyunca ışık düşmeli içimize. Yazmak bir ihtiyaç olarak kendini gösteriyor. Bu anlamda yazmak, yangın yerine su taşımak gibi ve toprağa fidan dikmek gibi. Hakikati anlama, anlatabilme çabası. Yazmak eylemi aydınlığa taşımalı bizleri. 

*

Sessizliğin yurdunda yazyalnız !..

*

    “O” diğer adı “Hakkâri’de Bir Mevsim”. Özgün bir anlatım denemesi. Sürgün, bunalımlı, bohem. Köylü ve okumuş-yazmış arasındaki uçurum yine ana izlek. Memleket gerçeği ve yabancılaşma. Dağ köyünde bir ilkokul öğretmeni. Bu roman 1976 senesinde yazılmış. O günden bugüne ne değişti? 

*

  Çok bilgi var günümüzde. Yaraya derman olmaz. Çok bilgi var günümüzde. Baş ağrısı. Evet, sağaltmayan, sığ bilgiler akıyor zihinlere. Ne varsa yine kitaplarda, dergilerde var.

*

  “Çocuk benim ülkemdir” der Sezai Karakoç. Burada bir müddet duralım. Asıl yurdumuz çocukluğumuz. Hatırla yeryüzünü, gökyüzünü! Yakınımız dağ, taş, kuş, çiçek idi. Oyunlar içinde öğrendik iyiliği, güzelliği. Çocuklar ile umut var. 


*

  “Devin Uyanışı” kitabı Sedat Umran’ın seçilmiş şiirlerden oluşuyor. Şair nesnelerdeki anlama odaklanmış. Somut olandan hareket ile soyuta varan şiirler. Eşyayı başka bir bakış ile çözümlüyor. Bir de şiirlerinde çocukluk çağına vurgu var. Sedat Umran’ın son devir şiirimizdeki yeri, emeği inkâr edilemez. Şiir, derdi. Ve derdini seviyor şair. 

*

  Ahmet Oktay’ın şiir kitabı “Az Kaldı Kışa” okunuyor. “Ayrılık bilemem ne zaman gelir / Sen bir okul defteri getir bana / Çünkü sadece yazmak tesellidir / Çektiğimiz acıya bu dünyada” Güne bir anlam şiirce düştü.

*

 “Yürümenin dışında bütün eylemlerin adı / Kaçış kaçış kaçıştır” der İlhami Çiçek. Gök ekin ile anlamdaş. Şiirin kederli yurdunda buluşmak varmış: “Yalnız hüznü vardır kalbi olanın / Hüzün öylece orta yerdedir…”

*

Bir güzelliği çoğaltan su. 

*

Sarı yaprağın söylediğini can kulağı ile dinle. 

*

Ah, okunacak ne çok sayfa var!

*

Sarı güneş şurada dursun. Isıtsın sayfayı bir güzel. Dere incecik akıyor. Silme kardeşim !..

*

  Erdem Bayazıt’ın şiiri hakkında bir yazı hazırlığı… Şiirlerini tekrar okuyorum. Hayata, insana, imana dair mısralar. Yüreğimde karşılık bulan şiirler. Coşkulu bir söyleyiş ve yiğitçe bir duruş. Yeni koçaklama. “Ey” nidasına derinlik katan şair, yurdun cennet olsun !..

*

  Yusuf Enes dedi ki: “Baba, sana doğum gününde gerçek araba alacağım. Anne, sana da doğum gününde kırılmayan bardaklar alacağım.” Eyvallah oğul, dillenir oldun. 

*

 Yazınca bir şey değişmez mi? Yazmayınca hiçbir şey değişmez. Yazmak, yarayı dağlamak gibi. 

*

 Yakup Eren ve ben, sabah erkenden şehre indik. 120 kahraman gördük. Kar altında buz kesmiş çocuklar. Gözlerimiz yaşardı. 120 artık üç basamaklı sayı değil, bir direniş ruhu !..

*

Bir halk türküsünden alınmıştır: “Kim okur kim yazar, bu düğümü kim çözer?”

*

  Mürsel Sönmez güzelce söylemiş: “Her şey çok güzeldi Allah’ım! / Sunduğun bir demet güldü ömür.” Şükür makamında, hakikate doğru bir adım daha…

*

  “Çile”yi yeniden okudum. Necip Fazıl’ın şiirinde yalnızlığın halleri daha bir vurgulu. Notlar aldım. Mısralar seçip derledim. Belki bir gün yazı bütünlüğüne kavuşur. 

*

  Bir gazete haberinden: “İnşaatın sıvasını yaparken 6. kattan düşen usta hayatını kaybetti. Edinilen bilgiye göre…” Ötesi can yangını, feryat figan. Bizi terk etmeyen hüzün, bizi yaralayan. Şimdi bir fotoğraf karesinde geçmiş günler. Kapıda babasını bekleyen çocuk için için der ki: “Nerede kaldı babam?”

*

  Dergiler, geldiler. Bütün zorluklara rağmen edebiyat dergileri çıkıyor. Onların varlığı ile ışık ışık yurdum. Edebiyat, hayat ve insan arasındaki bağlar dergilerde daha bir belirgin. Yaşasın edebiyat! 

*

  Vefa Taşdelen’in “Ay Çekimi” kitabındaki şiirlerini okudum. İçli, derin bir ses. Duygunun ve düşüncenin harman olduğu sağlam mısraları var. “Ateş yüküdür paylaşılmayan fikir / Gizli ölümleri içerir…” diyen şaire selâm!

*

  “Şiir tenha selviyi söyler” diyen Şahin Taş’ın “Kısa Yaz” isimli şiir kitabı geldi. Kısa şiirin anlatım imkânlarına güzel bir örnek bu eser. “Haiku”ları andıran bir söyleyiş. Şiiri bileyi bileyi keskin kılmış. Varoluş sorgusu, ölüm ve çocukluk konuları daha bir ağırlıklı. İnceden çalışılmış, emek verilmiş şiirler. Şairin söylediği: “bir gün gideriz / gidince / elbet bizden de ipince / bir iz kalır”.

*

  Dışarısı dayanılır gibi değil. Dışarısı vurgun düzeni, kirli çark. Dışarısı sığ, sıradan, sırnaşık… Kalbim kitaba dön. Başka çıkış yok. Ve okumak bir sığınak. Gün gelir de kanar; kanatlanır sayfalar. Sabret yüreğim, umut ol. 

*

 Yağmur bulutları yığın yığın… Birkaç gündür ha yağdı ha yağacak. Toprak göz göz olmuş; sabırla bekliyor. İyi haberler yakında.

*

  Bahar günleri içimde bir sevinç, bir umut… Ömür defterimde yeni yaprak. Ağaçlar çiçeğe durmuş. Yeniden başlamak aşk ile…

*

 “İlle mavi olacak” dedi. “Tamam dedik, mavi olsun”. Yusuf Enes’e bisiklet aldık. Ne çok seviniyor. İncecik bacakları ile o pedalı nasıl da çeviriyor. Düşe kalka sürüyor ama yılmıyor. Hayat da böyle değil mi? Çoğu zaman yokuşlarda yara bere içinde, bir başına kalan insan. Yol gösteren işaret şu ki her zorluğun ardınca bir kolaylık vardır. Öyleyse yenilgi daim değil. Yolda olmak, en güzel eylem.

*

Yaza yaza aydınlanır içim dışım. Yaza yaza dağılır kara bulutlar.


KIŞIN HALLERİ

1

kar aydınlığında niğde 

işte bir çığır

eve doğru 

ışık ışık


amele pazarında 

tir tir titreyen babam

‘rahmet yağıyor’ der

umut tükenmez


oğul oğul üşüme

yaklaş ateşe

mahzun bakışın

yürek yarası


2

kır bağlarında iki göz evimiz

bütün zenginliğimiz

uzakları yakın eyleyen

annemin anlattığı masal


kar yağıyor, kar yağıyor

varsın, üşüsün ellerimiz

dünyalar bizim şimdi

tarif edilmez sevinç



cümle güzelliğin yurdu

dünyanın tenhasında

kara ağacı dost bilmiş

ah, o iki göz evimiz


3

kış günü

okul dönüşü

bata çıka güle oynaya

göğe yükselen sesler


bir yakınımız gibi

kardan adam

ne dert ne tasa

sokaklar bizim


kar ve melekler

bembeyaz dağ taş

buz kesmiş yeryüzü

nerede şimdi kuşlar


4

hayat bilgisi kitabında

bir başka açıdan kış

iple oynayan kedicik

şöminede kızıl odun

soğuk işlemez ki



heyhat, yıkım günleri 

evsizler, kimsesizler

gazetede renkli haber

okuyup da geçiyor

yağ bağlamış yüreği


5

niğde kalesinde bir garip

baharı gözleyen bir garip

halden anlamaz duvarlar

onlar ki ölümcül uykuda

cemreler düşecek elbet

kara kışa karşı sevdamız

birce duyuş, ateş yalımı

Yazının Devamı

ZULME RIZA GÖSTERMEYEN ŞAİR: MEHMET ÂKİF

insan yüzü, portre, giyim, insan sakalı içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Mehmet Âkif, “Safahat”ın “Âsım” bölümünde haksızlıklar karşısındaki duruşunu, tavrını açık ve çarpıcı mısralarla dile getirir. İşte üzerinde önemle durulması gereken şiir:

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…

Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…

—Boğamazsın ki!

—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…

İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”

  Mehmet Âkif, ümmetin derdiyle dertlenmiş bir insan. Yazdığı şiirlerde yaşanan acılar, yenilgiler, yoksulluğumuz ve umut dile gelir. “Safahat”ta yer alan her bir şiirde devrin halleri adeta kelimelerle resmedilir. 

    Mehmet Âkif, çözümde görev alan, çözüm üreten mütefekkir-şairdir. Mehmet Âkif’in şiirlerinde toplum hayatı, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri yer alır. Sanatı hakikat için toplum için bilmiştir. Geri kalmışlık, yoksulluk, savaşlar, yaşanan zorluklar ve acılar şiirlerinde işlenir. Sorunları tespit eder ve çözüm önerilerinde bulunur. Derde derman olma çabası eserlerine yansımıştır. Duydukları, gördükleri kısaca yaşadıkları karşısında kayıtsız kalmamıştır. Yaşadığı dönemde olup bitenler esere taşınmış; üzerinde düşünülmüş ve dersler çıkarılmış. Şiirini ‘samimiyet’ ve ‘hakikat’ üzerine kurmuştur. 

“Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim…

İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim.

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:

Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek”

    Bir ömür inandığı gibi yaşama çabasında olmuş. Eşref Edip, Mehmet Âkif’in bu yönünü şöyle ifade eder: “Âkif, sadece bir köşeye çekilip düşündüklerini ve duyduklarını yazmakta kalan bir şair değildi. Aynı zamanda doğru bildiği şeyleri yapmaya çalışan; hareketlerini samimi duygularına uygun düşürmeye uğraşan bir cemiyet adamıydı.” Eserleri ile hayatını karşılaştırdığımız zaman şunu açıkça görüyoruz: Mehmet Âkif, izzetli bir duruşu olan şahsiyettir.

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…”

  Bu iki mısra yaşanan haksızlıklar karşısında bir cevap hükmündedir. Şair haksızlıklar karşısında susmayacağını beyan ediyor. Mehmet Âkif dindar bir şahsiyetti. Müslümanca düşünmeyi ve yaşamayı ilke edinmişti. Mehmet Âkif’in zulme karşı oluşundaki kaynağı, hareket noktası Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in(s.a.v) sünneti idi. Rabbimiz buyuruyor: “Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım olunmazsınız” (Hud Suresi, 113). Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Kim, zalime yardım ederse, Allah o zalimi ona musallat eder.”

    Zulmü asla desteklemeyeceğini, zalimleri asla sevmeyeceğini açıkça duyuruyor şair. “Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” mısrası ile hakkın, hakikatin yanında olacağını ifade ediyor.

“Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…

—Boğamazsın ki!

—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.”

  Bu mısralarda öfke belirgin. Şiirin bu kısmında karşılıklı konuşmalar(muhavere) ile tavır alış, karşı duruş belirginlik kazanıyor. 

    Şairin kötülük odaklarına karşı söyleyecek sözü var. Her ne pahasına olursa olsun susmayacağını beyan ediyor. Sonra bu tavrın açıklaması, arka planı dile getiriliyor:

“Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam…

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle”

    Bu bölümde bağımsızlık, özgürlük düşüncesi de işleniyor. Mehmet Âkif, ‘istiklâl’ kavramını her dem yüreğinde taşıyordu. Mehmet Âkif, kelimenin tam anlamıyla istiklâl şairidir. İstiklâl mücadelemizin ruh cephesinde, maneviyat cephesinde gösterdiği gayretlere tarih tanıklık etmiştir. Birlik ve beraberliğin sağlanması, düşmana karşı mücadele edilmesi hususunda yazıları, şiirleri ve vaazları ile hizmet etmiştir. İstiklâl marşımızda özellikle vurgulanan bir mısra vardır. Şiirde tekrar edilir: “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl”. Bu mısra veciz anlatımın doruğundadır. Başarmak için, zafere ulaşmak için önce inanmak gerekir. Sonrası destanî bir mücadele ile kazanılan bağımsızlıktır. “Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle” mısrasında geçen ‘altın lâle’ tabiri boyuna vurulan zincir anlamına gelmektedir. 

     İstiklâl Marşımızda geçen “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” mısralarında da aynı anlam başka bir söyleyişle anlatılmıştır.

“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.”

    Hiç kimse beni kendisine kul köle edemez; beni keyfince yönetemez, anlamı burada yüksek sesle dillendiriliyor. İtirazlarım karşısında belki beni susturmak istersiniz hatta öldürmek istersiniz beni ama istediğiniz yöne sevk edemezsiniz. Sizin yanınızda değilim, nidasıdır bu. Doğru bildiğini söyleme kararlılığı bir kez daha vurgulanmaktadır. İzzetli yaşamanın yolu, gerektiğinde ‘hayır’ diyebilmekten geçer. Yerinde ve zamanında tavır almak, meydanı kötülük odaklarına bırakmamak adına önemlidir. Yoksa dokunmaz sanılan yılan(lar), bir gün olur dokunur. İşte o vakit, her şey için çok geç olabilir. Zira yapılması gerekenler zamanında yapılmamıştır.

 “Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…

İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”

  Bu mısralarda şairimiz acıma ve merhamet duyguları ile ön plandadır. Kimsesizleri, mazlumları koruma gayretinde olduğunu görüyoruz. Mehmet Âkif “Safahat”ta yer alan diğer şiirlerinde de bu duyguyu sıkça işler. “Küfe” şiirinde çocuk yaştaki Hasan’ın acıklı hikâyesi anlatılır.  “Seyfi Baba” şiirinde fakir Seyfi Baba’nın perişan hali, yoksulluğu, kimsesizliği anlatılır. Şair, Seyfi Baba’ya yardım etmek ister ama ne hazindir ki onun da cebinde parası yoktur. Yaşanan bu hali yüreğimizi sızlatan bir mısra ile ifade eder: “Ya hamiyyetsiz olaydım ya param olsa idi.” Gerçekçi bir anlatım hâkim. Mehmet Âkif, yaşanan zorlukları gören, dertlilere derman olmak isteyen, cemiyete yol gösterme çabasında olan bir şahsiyettir. Yazdıklarını, bütün samimiyetiyle şahsında yaşayarak göstermiştir. Çevresinde bulunan Mithat Cemal, Eşref Edip gibi şahısların hatıraları, tespitleri bu anlamda dikkate değer.

    “Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim” mısrasında şairimizin insancıl yönü belirgin. Bütün haksızlıkların karşısında duran; izzetli, erdemli bir insan ile muhatabız. Kararlı bir tutumu görmekteyiz. Şair, tarafsız değildir. Mazlumların yanında olmayı tercih etmiştir. “Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu” mısrası bu tercihe işaret eder. 

    Şiirin bütününde haksızlıklar karşısında tavır alış ve mazlumları koruma çabası ana duygu olarak işlenmiştir. Bu şiir Mehmet Âkif’in karakterini, duruşunu açıklayıcı niteliktedir. 

    Yaşadığı çağı doğru okuyan, noksanları gören, yapılması gerekenleri maddî ve manevî cephesiyle duyuran mütefekkir-şair Mehmet Âkif’i yeniden okumalıyız. Rahmetle anıyorum. Ruhu şâd olsun. 

Yazının Devamı

RÜZGÂRA KARŞI ANNE

çıkıp da gelmişim bir bilinmeze

dalım, yaprağım kaygılı


ah alın terim, yorgunluğum ah

bir varmış bir yokmuş bahçe


ağlaya ağlaya diner mi sızı 

yüzünü toprağa belemiş anne


umudum oğul, serinliğim oğul

hatırlar mısın salıncağı


bu rüzgâr ağacı kıracak yine

emeğimi göğe savuran bu rüzgâr

Yazının Devamı

DÜNYA HALİ

kara ağacı da kestiler

dost ırağında 

soluyor gül


dert alır mı dört duvar

efkâr demlenir

uzak şarkılar


erise içimin buzulları 

bir vakte ersem 

memnun


“hayattayım” sözü bile yaralı


Yazının Devamı

GÖÇ

Muhalif rüzgâr esiyor

Solgun, sarı yapraklar

Dere yatağı, çakıl taşları

Kara orman uğultusu


Kuşların da terk ettiği

Yine noksan birimiz

Yol, sessizliğe doğru

Yaramı dağlayan güz

Yazının Devamı
Copyright © 2023 Tüm Hakları Saklıdır Dada Medya
Web Tasarım - Sosyal Medya Yönetimi - Reklam Ajansı - Video Çekim - Grafik Tasarım - Niğde Ajans