İsmail Özmel, Türk edebiyatına şiir, deneme, biyografi ve inceleme alanlarında önemli katkılar sunmuş ve özellikle Türk dili, kültürü ve edebiyatı üzerine çalışmalar yapmıştır.
Edebiyat anlayışında dilin inceliklerine, güzelliklerine duyduğu bağlılık önemli bir yer tutar. Eserlerinde kültür, medeniyet, tarih ve toplumsal meseleler öne çıkan temalardır.
Yazar, eserlerinde bir yandan klasik Türk edebiyatından beslenirken, bir yandan da modern meselelere değinerek düşünce yazıları kaleme almıştır. Edebiyatın dil ve anlatım imkanlarıyla gelecek nesillere ışık tutmayı hedeflemektedir.
İsmail Özmel’in edebî kişiliğinin oluşumunda Türkçeye duyduğu sevgi önemlidir. Eserlerinde şu konular öne çıkmaktadır: Türkçenin incelikleri, güzellikleri ve korunması, geleneksel ve modern edebiyatın sentezi, tarih ve medeniyet bilinci, toplumsal sorumluluk ve çözüm önerileri, şehirler-özellikle İstanbul ve Niğde odağında- şehir kültürü, tarihi ve sanatı…
İsmail Özmel’in şiirlerinde, Türkçenin musikiyle iç içe geçmiş zengin yapısını hissetmek mümkündür. Denemelerinde ise tarih, kültür ve medeniyet üzerine düşüncelerini okuyucuya sunmaktadır. Onun yazı üslubu hem klasik hem de çağdaş edebiyat anlayışını harmanlayan, olup bitenleri sorgulayıp tenkid eden bir yapıya sahiptir.
İsmail Özmel’in edebiyat anlayışı, erken yaşta edindiği edebî ve kültürel okumalarla şekillenmiştir. Edebî kişiliğinin oluşumunda, özellikle ortaokul ve lise yıllarında karşılaştığı öğretmenlerin büyük etkisi vardır. Ortaokulda Türkçe derslerinde okuduğu hikayeler ve şiirler, onun edebiyata olan ilgisini artırmıştır. Özellikle Ömer Seyfettin'in hikayeleri onun edebiyat dünyasına adım atmasında etkili olmuştur.
Öğrencilik yıllarında kendisini etkileyen önemli isimler arasında edebiyat öğretmenleri Sırrı Akatay, Talat Güvenç, Celal Özençay ve Şefik Can bulunmaktadır.
İstanbul’da lise öğrencisiyken irtibat kurduğu edebiyat ortamı İsmail Özmel'in edebî kişiliğinin gelişmesinde etkili olmuştur. İstanbul'da katıldığı edebiyat toplantıları, konferanslar ve anma günleri vesilesiyle dönemin edebiyat, kültür ve sanat dünyasını yakından tanımıştır. Bu yeni muhit edebiyata, sanata olan sevgisini kuvvetlendirmiştir.
İstanbul’da yapılan edebiyat toplantıları ve anma günlerinde Mithat Cemal Kuntay, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi kıymetli edebiyatçılar ile tanışma fırsatı bulmuştur.
Özellikle Yahya Kemal Beyatlı, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Akif Ersoy, Peyami Safa, Tarık Buğra, Mümtaz Turhan, Hilmi Ziya Ülken, Erol Güngör, Mehmet Kaplan, Ahmet Kabaklı, Basri Gocul isimli edipler, mütefekkirler İsmail Özmel’in duygu ve düşünce dünyasının oluşumunda etkili olmuşlardır.
Edebiyatın sadece bir duygu-düşünce aktarımı olmadığını, aynı zamanda bir mücadele alanı olduğunu düşünen Özmel, yazılarında ve eserlerinde Türkiye’nin kültürel ve sosyal meselelerine dair eleştirel bir bakış açısı sunmuştur. Onun için edebiyat, aynı zamanda bir aydın sorumluluğudur.
Türkçenin korunması ve geliştirilmesi, milli kimlik ve tarih bilinci, toplumsal ve siyasal eleştiriler, şehir kültürü ve mekânın ruhu, kültür değişimi ve medeniyet tartışmaları hususunda bir ömür ısrarla yazmayı sürdürmüştür.
İsmail Özmel'in edebî şahsiyeti, şiir, deneme, biyografi ve inceleme türlerinde verdiği eserlerle şekillenmiştir. Edebiyat yolcuğuna öncelikle şiirle başlar. Şiir, onun için duygu ve düşüncelerin en yüksek ifade biçimidir. Şiirlerinde klasik Türk şiiri ile modern edebiyat anlayışını bir araya getiren bir üslup benimsemiştir. Kadim şiir geleneğimizden beslenen şiirlerinde Yahya Kemal Beyatlı’nın tesiri görülmektedir. Şiirlerinde ahenk unsurlarına (ölçü, kafiye, redif) ve iç mûsikiye önem verir. Lirik anlatımın belirgin olduğu saf şiirler yazmıştır. Şiirlerinde genellikle tabiat, insan, şehir, vatan, tarih ve medeniyet gibi temaları işler. Şiirleri adeta “Türkçenin Rüzgârında” kanatlanır. Şiirlerinde ahenk ve anlam bütünlüğü dikkat çeker.
Deneme türünde kaleme aldığı yazılarda kültür, tarih ve medeniyet üzerine düşüncelerini yansıtır. Türk kültürünün ve tarihinin derinliklerine iner ve okuyucuya bu konularda yeni bakış açıları sunar. Denemelerinde genellikle Türk kültürünün ve medeniyetinin önemli unsurlarını ele alır ve bu unsurların günümüzdeki yansımalarını irdeler. Düzyazıları açıklayıcı, öğretici bir nitelik taşır. Yazılarında nazari bilgilerle güncel meseleleri birleştirerek sunmaktadır. Düşünce yazılarında Türkiye’nin kültürel ve siyasi meselelerine dair tespitler yapmakta, demokratik değerleri ve hukukun üstünlüğünü vurgulamaktadır.
Edebî eserlerini besleyen diğer ilgi alanları arasında tarih, kültür ve mûsiki önemli bir yer tutar. Özellikle Türk mûsikisi ve kültürü üzerine yaptığı çalışmalar, onun denemelerine ve incelemelerine yansımıştır. Türk mûsikisinin solmayan güzelliğini ve kadim kültürümüzdeki yerini eserlerinde sıkça işlemiştir.
Biyografi türündeki eserlerinde ise, özellikle Niğdeli şair ve yazarların hayatlarını ve eserlerini ele alır. Ayrıca yolu Niğde’den geçen; bir süreliğine de olsa bu şehirde yaşamış, görev yapmış şair ve yazarlar da bu kitapta yer bulmuştur. "Niğdeli Şair ve Yazarlar" isimli kitapta yer alan edebî şahsiyetlerin hayat hikayeleri ve çalışmaları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu eser, çeşitli edebî metinlerin yer alması yönüyle bir antoloji özelliği de taşımaktadır.
İsmail Özmel, Akpınar kültür, sanat ve edebiyat dergisinin kurucusu ve genel yayın yönetmeni olarak Türk edebiyatına katkıda bulunmaya devam etmektedir. 2006 yılında yayınlanmaya başlayan Akpınar kültür, sanat ve edebiyat dergisinin Nisan-Mayıs-Haziran 2025 tarihli 110. sayısı yayınlandı.
İsmail Özmel, edebiyatın gelecek zamanlara ışık tutması gerektiğine inanır. Edebiyatın, sanatın toplumun sosyal ve kültürel yapısını yansıtan bir ayna olduğunu düşünür ve eserlerinde bu yansımaları gözler önüne serer. Eserlerinde Türk kültürünün ve medeniyetinin önemli unsurlarını işleyerek, bu değerlerin yaşatılmasına katkıda bulunur. Edebiyat anlayışı, topluma karşı duyduğu sorumlulukla şekillenir.
İsmail Özmel, son devir edebiyat dünyamızda “değişerek devam etmek; devam ederek değişmek” anlayışını sürdürmüştür. Şiir, deneme, biyografi ve inceleme türlerinde yazdığı eserlerle hem Niğde'nin hem de Türk edebiyatının kültür ve sanat birikimine kıymetli katkılarda bulunmuştur.
1
kar aydınlığında niğde
işte bir çığır
eve doğru
ışık ışık
amele pazarında
tir tir titreyen babam
‘rahmet yağıyor’ der
umut tükenmez
oğul oğul üşüme
yaklaş ateşe
mahzun bakışın
yürek yarası
2
kır bağlarında iki göz evimiz
bütün zenginliğimiz
uzakları yakın eyleyen
annemin anlattığı masal
kar yağıyor, kar yağıyor
varsın, üşüsün ellerimiz
dünyalar bizim şimdi
tarif edilmez sevinç
cümle güzelliğin yurdu
dünyanın tenhasında
kara ağacı dost bilmiş
ah, o iki göz evimiz
3
kış günü
okul dönüşü
bata çıka güle oynaya
göğe yükselen sesler
bir yakınımız gibi
kardan adam
ne dert ne tasa
sokaklar bizim
kar ve melekler
bembeyaz dağ taş
buz kesmiş yeryüzü
nerede şimdi kuşlar
4
hayat bilgisi kitabında
bir başka açıdan kış
iple oynayan kedicik
şöminede kızıl odun
soğuk işlemez ki
heyhat, yıkım günleri
evsizler, kimsesizler
gazetede renkli haber
okuyup da geçiyor
yağ bağlamış yüreği
5
niğde kalesinde bir garip
baharı gözleyen bir garip
halden anlamaz duvarlar
onlar ki ölümcül uykuda
cemreler düşecek elbet
kara kışa karşı sevdamız
birce duyuş, ateş yalımı
Yazının DevamıMehmet Âkif, “Safahat”ın “Âsım” bölümünde haksızlıklar karşısındaki duruşunu, tavrını açık ve çarpıcı mısralarla dile getirir. İşte üzerinde önemle durulması gereken şiir:
“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…
—Boğamazsın ki!
—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…
İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”
Mehmet Âkif, ümmetin derdiyle dertlenmiş bir insan. Yazdığı şiirlerde yaşanan acılar, yenilgiler, yoksulluğumuz ve umut dile gelir. “Safahat”ta yer alan her bir şiirde devrin halleri adeta kelimelerle resmedilir.
Mehmet Âkif, çözümde görev alan, çözüm üreten mütefekkir-şairdir. Mehmet Âkif’in şiirlerinde toplum hayatı, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri yer alır. Sanatı hakikat için toplum için bilmiştir. Geri kalmışlık, yoksulluk, savaşlar, yaşanan zorluklar ve acılar şiirlerinde işlenir. Sorunları tespit eder ve çözüm önerilerinde bulunur. Derde derman olma çabası eserlerine yansımıştır. Duydukları, gördükleri kısaca yaşadıkları karşısında kayıtsız kalmamıştır. Yaşadığı dönemde olup bitenler esere taşınmış; üzerinde düşünülmüş ve dersler çıkarılmış. Şiirini ‘samimiyet’ ve ‘hakikat’ üzerine kurmuştur.
“Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim…
İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim.
Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:
Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek”
Bir ömür inandığı gibi yaşama çabasında olmuş. Eşref Edip, Mehmet Âkif’in bu yönünü şöyle ifade eder: “Âkif, sadece bir köşeye çekilip düşündüklerini ve duyduklarını yazmakta kalan bir şair değildi. Aynı zamanda doğru bildiği şeyleri yapmaya çalışan; hareketlerini samimi duygularına uygun düşürmeye uğraşan bir cemiyet adamıydı.” Eserleri ile hayatını karşılaştırdığımız zaman şunu açıkça görüyoruz: Mehmet Âkif, izzetli bir duruşu olan şahsiyettir.
“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…”
Bu iki mısra yaşanan haksızlıklar karşısında bir cevap hükmündedir. Şair haksızlıklar karşısında susmayacağını beyan ediyor. Mehmet Âkif dindar bir şahsiyetti. Müslümanca düşünmeyi ve yaşamayı ilke edinmişti. Mehmet Âkif’in zulme karşı oluşundaki kaynağı, hareket noktası Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in(s.a.v) sünneti idi. Rabbimiz buyuruyor: “Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım olunmazsınız” (Hud Suresi, 113). Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Kim, zalime yardım ederse, Allah o zalimi ona musallat eder.”
Zulmü asla desteklemeyeceğini, zalimleri asla sevmeyeceğini açıkça duyuruyor şair. “Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” mısrası ile hakkın, hakikatin yanında olacağını ifade ediyor.
“Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…
—Boğamazsın ki!
—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.”
Bu mısralarda öfke belirgin. Şiirin bu kısmında karşılıklı konuşmalar(muhavere) ile tavır alış, karşı duruş belirginlik kazanıyor.
Şairin kötülük odaklarına karşı söyleyecek sözü var. Her ne pahasına olursa olsun susmayacağını beyan ediyor. Sonra bu tavrın açıklaması, arka planı dile getiriliyor:
“Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam…
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle”
Bu bölümde bağımsızlık, özgürlük düşüncesi de işleniyor. Mehmet Âkif, ‘istiklâl’ kavramını her dem yüreğinde taşıyordu. Mehmet Âkif, kelimenin tam anlamıyla istiklâl şairidir. İstiklâl mücadelemizin ruh cephesinde, maneviyat cephesinde gösterdiği gayretlere tarih tanıklık etmiştir. Birlik ve beraberliğin sağlanması, düşmana karşı mücadele edilmesi hususunda yazıları, şiirleri ve vaazları ile hizmet etmiştir. İstiklâl marşımızda özellikle vurgulanan bir mısra vardır. Şiirde tekrar edilir: “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl”. Bu mısra veciz anlatımın doruğundadır. Başarmak için, zafere ulaşmak için önce inanmak gerekir. Sonrası destanî bir mücadele ile kazanılan bağımsızlıktır. “Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle” mısrasında geçen ‘altın lâle’ tabiri boyuna vurulan zincir anlamına gelmektedir.
İstiklâl Marşımızda geçen “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” mısralarında da aynı anlam başka bir söyleyişle anlatılmıştır.
“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.”
Hiç kimse beni kendisine kul köle edemez; beni keyfince yönetemez, anlamı burada yüksek sesle dillendiriliyor. İtirazlarım karşısında belki beni susturmak istersiniz hatta öldürmek istersiniz beni ama istediğiniz yöne sevk edemezsiniz. Sizin yanınızda değilim, nidasıdır bu. Doğru bildiğini söyleme kararlılığı bir kez daha vurgulanmaktadır. İzzetli yaşamanın yolu, gerektiğinde ‘hayır’ diyebilmekten geçer. Yerinde ve zamanında tavır almak, meydanı kötülük odaklarına bırakmamak adına önemlidir. Yoksa dokunmaz sanılan yılan(lar), bir gün olur dokunur. İşte o vakit, her şey için çok geç olabilir. Zira yapılması gerekenler zamanında yapılmamıştır.
“Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…
İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”
Bu mısralarda şairimiz acıma ve merhamet duyguları ile ön plandadır. Kimsesizleri, mazlumları koruma gayretinde olduğunu görüyoruz. Mehmet Âkif “Safahat”ta yer alan diğer şiirlerinde de bu duyguyu sıkça işler. “Küfe” şiirinde çocuk yaştaki Hasan’ın acıklı hikâyesi anlatılır. “Seyfi Baba” şiirinde fakir Seyfi Baba’nın perişan hali, yoksulluğu, kimsesizliği anlatılır. Şair, Seyfi Baba’ya yardım etmek ister ama ne hazindir ki onun da cebinde parası yoktur. Yaşanan bu hali yüreğimizi sızlatan bir mısra ile ifade eder: “Ya hamiyyetsiz olaydım ya param olsa idi.” Gerçekçi bir anlatım hâkim. Mehmet Âkif, yaşanan zorlukları gören, dertlilere derman olmak isteyen, cemiyete yol gösterme çabasında olan bir şahsiyettir. Yazdıklarını, bütün samimiyetiyle şahsında yaşayarak göstermiştir. Çevresinde bulunan Mithat Cemal, Eşref Edip gibi şahısların hatıraları, tespitleri bu anlamda dikkate değer.
“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim” mısrasında şairimizin insancıl yönü belirgin. Bütün haksızlıkların karşısında duran; izzetli, erdemli bir insan ile muhatabız. Kararlı bir tutumu görmekteyiz. Şair, tarafsız değildir. Mazlumların yanında olmayı tercih etmiştir. “Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu” mısrası bu tercihe işaret eder.
Şiirin bütününde haksızlıklar karşısında tavır alış ve mazlumları koruma çabası ana duygu olarak işlenmiştir. Bu şiir Mehmet Âkif’in karakterini, duruşunu açıklayıcı niteliktedir.
Yaşadığı çağı doğru okuyan, noksanları gören, yapılması gerekenleri maddî ve manevî cephesiyle duyuran mütefekkir-şair Mehmet Âkif’i yeniden okumalıyız. Rahmetle anıyorum. Ruhu şâd olsun.
Yazının Devamıçıkıp da gelmişim bir bilinmeze
dalım, yaprağım kaygılı
ah alın terim, yorgunluğum ah
bir varmış bir yokmuş bahçe
ağlaya ağlaya diner mi sızı
yüzünü toprağa belemiş anne
umudum oğul, serinliğim oğul
hatırlar mısın salıncağı
bu rüzgâr ağacı kıracak yine
emeğimi göğe savuran bu rüzgâr
Yazının Devamıkara ağacı da kestiler
dost ırağında
soluyor gül
dert alır mı dört duvar
efkâr demlenir
uzak şarkılar
erise içimin buzulları
bir vakte ersem
memnun
“hayattayım” sözü bile yaralı
Muhalif rüzgâr esiyor
Solgun, sarı yapraklar
Dere yatağı, çakıl taşları
Kara orman uğultusu
Kuşların da terk ettiği
Yine noksan birimiz
Yol, sessizliğe doğru
Yaramı dağlayan güz
Yazının Devamı