yandex
FARELER VE İNSANLAR’A DAİR | Murat Soyak | Köşe Yazıları | Niğde Anadolu Haber
  • DOLAR
    42,4377
    %0,01
  • EURO
    49,3274
    %0,33
  • G. Altın
    5.666,78
    %-0,26
  • Ç. Altın
    9.241,24
    %0,00
  • BIST
    10.874
    0
  • BITCOIN
    91,861.998
    1.29
  • ETHEREUM
    3,049.738
    0.43
  • DOLAR
    42,4377
    %0,01
  • EURO
    49,3274
    %0,33
  • G. Altın
    5.666,78
    %-0,26
  • Ç. Altın
    9.241,24
    %0,00
  • BIST
    10.874
    0
  • BITCOIN
    91,861.998
    1.29
  • ETHEREUM
    3,049.738
    0.43
Murat Soyak

FARELER VE İNSANLAR’A DAİR

: 21-02-2025

GÜLAYDINLIĞI

   “Fareler ve İnsanlar” romanında olayların akışı içinde bireysel ve toplumsal sorunlar dile getirilmiştir. Romanda işlenen sorunları şu başlıklar altında inceleyebiliriz: Yalnızlığa terk edilmiş insanlar, yalnızlık problemi; iç huzursuzluk, kimsesizlik, bencil hayatlar; insan hakları hususunda yaşanan olumsuzluklar, ülkedeki zencilere yapılan haksızlıklar, kötülükler…

   George Milton ve Lennie Small, Salinas nehrinin kıyısına bir akşam vakti oturup olup bitenleri konuşurlar. Bir başka çiftlikte yaşanan olay neticesinde oradan ayrılmak zorunda kalmışlardır. George, komşusu Clara teyzeye verdiği söz üzerine Lennie ile irtibat kurmuş ve yanına almıştır. Arkadaşlıkları bu şekilde başlar.

    Yalnızlığa terk edilmiş insanlar, yalnızlık problemi hususu romanın bütün aşamalarında karşımıza çıkar. Yazar, dönemin insan ilişkilerini karşılıklı diyaloglar ile dışa vurur. Bu konuşmalarda insanlar birbirlerine karşı sert, acımasız, anlayışsız bir tutum içindedirler. Hayatın sert gerçeği, acımasızlığı konuşmalara yansır. George ve Lennie özünde yalnız, kimsesiz insanlardır. Özellikle Lennie’nin bakıma, korumaya muhtaç oluşu daha bir belirgindir. Teyzesi Clara’nın ölümünden sonra kendisi ile ilgilenecek başka bir yakını kalmamıştır. Artık George ve Lennie iki yalnız olarak hayatta kalma mücadelesi verirler. Ömürleri bir çiftlikten diğerine gündelik işlerde çalışmak ile geçer. Bir türlü tutunamazlar. Romanda tutunamayan insanların hayat serüveni anlatılır. Bir türlü başarılı olamazlar, bir türlü kurdukları hayaller gerçekleşmez. George, arkadaşı Lennie’e öfkeli bir halde şunları söyler: “Senin yüzünden memleketin dört bir yanında sürtüp duruyorum. Bu kadarla kalsa iyi. Başın beladan kurtulmuyor. Kötü şeyler yapıyorsun, senin yaptıklarını temizlemek de bana düşüyor.” 

    Çiftlikteki reisin oğlu Curley çalışanlara kötü davranır. Saldırgan bir tavrı vardır. Kaba davranışları neticesinde insanlar ondan uzaklaşırlar. Eşi arayış halindedir. Yalnızdır. Sürekli konuşacağı, dertleşeceği birilerini aramaktadır. Curley’in eşinin Lennie ile görüşmesi neticesinde acı olaylar zinciri başlar. 

    Zenci seyis Crooks çiftlik içinde ayrı bir mekânda tek başına kalmaktadır. Crooks, yalnızlığı içinde ayrı bir dünya kurmuştur. Zenci olduğu için dışlanmıştır. Amerika’daki zenci-beyaz ayrımcılığının roman içindeki bir göstergesidir.

    Çiftliğe George ve Lennie geldikten sonra işçi Candy’in dünyaya bakışı değişir. Yalnızlığından kurtulmuştur. George ve Lennie ile birlikte geleceğe dair hayaller kurar. Hep başka bir hayat arayışı vardır. İçinde bulundukları olumsuz şartlardan kurtulmak isterler.

    Çalıştıkları çiftlikte kavgalar, gerginlikler yaşanmaktadır. Bu yaşanan durumlar karşısında George hep tedbirlidir. Sürekli Lennie’i başına gelebilecek olaylar hususunda uyarır. Burada Lennie’yi koruyan, kollayan bir yaklaşımı vardır. Zira Lennie çevresindeki olup bitenleri anlayamayacak kadar çocuksu bir saflığa sahiptir. George, Curley’in saldırgan tavırları karşısında Lennie’e kalkan olmaya çalışır. 

     Curley, çiftlikte bir seferinde yine Lennie’e sataşır. Kavga çıkar. Lennie kavgadan kaçınmasına rağmen Curley üzerine gelir. Ve yaşanan olayın boyutları büyür. Curley’in parmakları kırılır. Diğer günlerde ortam biraz sakinleşir fakat Curley’in eşinin bir gün Lennie’e yaklaşması, konuşması neticesinde acı bir olay yaşanır. Lennie, istem dışı davranışları ile Curley’in hanımını öldürür. Burada yaşanan ölüm olayında bir planlama veya bir kasıt yoktur. Lennie psikolojik yönden rahatsız biridir. Yaptığı davranışın sonuçlarını hesap etmekten acizdir. Ve yaşadığı bu olay karşısında çiftliği hemen terk eder. Zira arkadaşı George, yaşanan bir aksilik karşısında Lennie’in Salinas nehrinin kıyısındaki sazlıkta saklanmasını ister. 

    Çiftlikte ölüm olayını duyanlar hemen harekete geçerler. Lennie hedefteki kişidir ve öldürülecektir. George işte bu aşamada gelişmeleri kontrol edemez. İnsanları olup bitenler karşısında bilgilendirme, yönlendirme hususunda yetersiz kalır. Lennie her zaman kendisini zor durumda bırakmaktadır. Sorunlar bitmek bilmez. George bir karar ile herkesten önce davranıp Lennie’nin bulunduğu yere varır. Lennie, George’u görünce çok sevinir. Ortak hayallerini dillendirir. Kendi suçsuzluğunu ifade eder ama George artık kararını vermiştir. Lennie’yi kendi elleri ile vurur. Bir arkadaşlık serüveni Salinas nehrinin kıyısında hazin bir sonla biter. 

    Amerika merkezli 1929 ekonomik buhranının yıkıcı, sarsıcı sonuçları dikkate alındığında romandaki kişilerin çaresizliği, ezilmişliği daha bir anlam kazanmaktadır. O dönemde yaşanan sosyal ve ekonomik sıkıntılar eserin yazılmasına kaynaklık etmiştir. Vahşi batı bir kez daha çirkin yüzünü göstermektedir. Amerika’daki karanlık sistemin ve ekonomik kuşatmanın derin bir eleştirisi yapılır. Romanın satır aralarında egemenlere karşı muhalif bir düşünce okunur.

    Yazar John Steinbeck, The New York Times gazetesine verdiği bir röportajda bu romanı hakkında önemli bir belirlemede bulunur: “Ben kendim de uzun bir süre göçmen işçiydim. Öykünün geçtiği yerlerde çalıştım. Karakterler bir yere kadar, çeşitli insanların karışımıyla ortaya çıktı. Lennie ise gerçek biriydi. Şu anda Kaliforniya'daki bir akıl hastanesinde. Onunla haftalar boyunca yan yana çalıştım. Gerçek Lennie bir kızı değil, bir ustabaşını öldürdü. Kızgındı, çünkü patron arkadaşını işten çıkarmıştı, Lennie de dirgeni karnına saplayıverdi. Bunu arka arkaya defalarca yapışını izlediğimi anlatmaktan nefret ediyorum. Onu, çok geç olmadan durdurmayı başaramadık.”

   “Fareler ve İnsanlar” isimli roman 1937 yılında yayımlanır. Bu roman, ülkemizde ilk kez 1945 yılında “Farelere ve İnsanlara Dair” adıyla Millî Eğitim Basımevi tarafından Necmi Sarıoğlu'nun çevirisiyle basılmıştır. 

   “Fareler ve İnsanlar” romanında yalnızlığın, kimsesizliğin girdabı içinde yaşama mücadelesi veren insanların serüveni anlatılmaktadır. İnsanlık onurunu yaralayan zulme, haksızlıklara tanık oluşun iç sızısı. Ve okunan acı gerçekler...

MURAT SOYAK


KIŞIN HALLERİ

1

kar aydınlığında niğde 

işte bir çığır

eve doğru 

ışık ışık


amele pazarında 

tir tir titreyen babam

‘rahmet yağıyor’ der

umut tükenmez


oğul oğul üşüme

yaklaş ateşe

mahzun bakışın

yürek yarası


2

kır bağlarında iki göz evimiz

bütün zenginliğimiz

uzakları yakın eyleyen

annemin anlattığı masal


kar yağıyor, kar yağıyor

varsın, üşüsün ellerimiz

dünyalar bizim şimdi

tarif edilmez sevinç



cümle güzelliğin yurdu

dünyanın tenhasında

kara ağacı dost bilmiş

ah, o iki göz evimiz


3

kış günü

okul dönüşü

bata çıka güle oynaya

göğe yükselen sesler


bir yakınımız gibi

kardan adam

ne dert ne tasa

sokaklar bizim


kar ve melekler

bembeyaz dağ taş

buz kesmiş yeryüzü

nerede şimdi kuşlar


4

hayat bilgisi kitabında

bir başka açıdan kış

iple oynayan kedicik

şöminede kızıl odun

soğuk işlemez ki



heyhat, yıkım günleri 

evsizler, kimsesizler

gazetede renkli haber

okuyup da geçiyor

yağ bağlamış yüreği


5

niğde kalesinde bir garip

baharı gözleyen bir garip

halden anlamaz duvarlar

onlar ki ölümcül uykuda

cemreler düşecek elbet

kara kışa karşı sevdamız

birce duyuş, ateş yalımı

Yazının Devamı

ZULME RIZA GÖSTERMEYEN ŞAİR: MEHMET ÂKİF

insan yüzü, portre, giyim, insan sakalı içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Mehmet Âkif, “Safahat”ın “Âsım” bölümünde haksızlıklar karşısındaki duruşunu, tavrını açık ve çarpıcı mısralarla dile getirir. İşte üzerinde önemle durulması gereken şiir:

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…

Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…

—Boğamazsın ki!

—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…

İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”

  Mehmet Âkif, ümmetin derdiyle dertlenmiş bir insan. Yazdığı şiirlerde yaşanan acılar, yenilgiler, yoksulluğumuz ve umut dile gelir. “Safahat”ta yer alan her bir şiirde devrin halleri adeta kelimelerle resmedilir. 

    Mehmet Âkif, çözümde görev alan, çözüm üreten mütefekkir-şairdir. Mehmet Âkif’in şiirlerinde toplum hayatı, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri yer alır. Sanatı hakikat için toplum için bilmiştir. Geri kalmışlık, yoksulluk, savaşlar, yaşanan zorluklar ve acılar şiirlerinde işlenir. Sorunları tespit eder ve çözüm önerilerinde bulunur. Derde derman olma çabası eserlerine yansımıştır. Duydukları, gördükleri kısaca yaşadıkları karşısında kayıtsız kalmamıştır. Yaşadığı dönemde olup bitenler esere taşınmış; üzerinde düşünülmüş ve dersler çıkarılmış. Şiirini ‘samimiyet’ ve ‘hakikat’ üzerine kurmuştur. 

“Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim…

İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim.

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:

Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek”

    Bir ömür inandığı gibi yaşama çabasında olmuş. Eşref Edip, Mehmet Âkif’in bu yönünü şöyle ifade eder: “Âkif, sadece bir köşeye çekilip düşündüklerini ve duyduklarını yazmakta kalan bir şair değildi. Aynı zamanda doğru bildiği şeyleri yapmaya çalışan; hareketlerini samimi duygularına uygun düşürmeye uğraşan bir cemiyet adamıydı.” Eserleri ile hayatını karşılaştırdığımız zaman şunu açıkça görüyoruz: Mehmet Âkif, izzetli bir duruşu olan şahsiyettir.

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…”

  Bu iki mısra yaşanan haksızlıklar karşısında bir cevap hükmündedir. Şair haksızlıklar karşısında susmayacağını beyan ediyor. Mehmet Âkif dindar bir şahsiyetti. Müslümanca düşünmeyi ve yaşamayı ilke edinmişti. Mehmet Âkif’in zulme karşı oluşundaki kaynağı, hareket noktası Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in(s.a.v) sünneti idi. Rabbimiz buyuruyor: “Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım olunmazsınız” (Hud Suresi, 113). Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Kim, zalime yardım ederse, Allah o zalimi ona musallat eder.”

    Zulmü asla desteklemeyeceğini, zalimleri asla sevmeyeceğini açıkça duyuruyor şair. “Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” mısrası ile hakkın, hakikatin yanında olacağını ifade ediyor.

“Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…

—Boğamazsın ki!

—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.”

  Bu mısralarda öfke belirgin. Şiirin bu kısmında karşılıklı konuşmalar(muhavere) ile tavır alış, karşı duruş belirginlik kazanıyor. 

    Şairin kötülük odaklarına karşı söyleyecek sözü var. Her ne pahasına olursa olsun susmayacağını beyan ediyor. Sonra bu tavrın açıklaması, arka planı dile getiriliyor:

“Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam…

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle”

    Bu bölümde bağımsızlık, özgürlük düşüncesi de işleniyor. Mehmet Âkif, ‘istiklâl’ kavramını her dem yüreğinde taşıyordu. Mehmet Âkif, kelimenin tam anlamıyla istiklâl şairidir. İstiklâl mücadelemizin ruh cephesinde, maneviyat cephesinde gösterdiği gayretlere tarih tanıklık etmiştir. Birlik ve beraberliğin sağlanması, düşmana karşı mücadele edilmesi hususunda yazıları, şiirleri ve vaazları ile hizmet etmiştir. İstiklâl marşımızda özellikle vurgulanan bir mısra vardır. Şiirde tekrar edilir: “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl”. Bu mısra veciz anlatımın doruğundadır. Başarmak için, zafere ulaşmak için önce inanmak gerekir. Sonrası destanî bir mücadele ile kazanılan bağımsızlıktır. “Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle” mısrasında geçen ‘altın lâle’ tabiri boyuna vurulan zincir anlamına gelmektedir. 

     İstiklâl Marşımızda geçen “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” mısralarında da aynı anlam başka bir söyleyişle anlatılmıştır.

“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.”

    Hiç kimse beni kendisine kul köle edemez; beni keyfince yönetemez, anlamı burada yüksek sesle dillendiriliyor. İtirazlarım karşısında belki beni susturmak istersiniz hatta öldürmek istersiniz beni ama istediğiniz yöne sevk edemezsiniz. Sizin yanınızda değilim, nidasıdır bu. Doğru bildiğini söyleme kararlılığı bir kez daha vurgulanmaktadır. İzzetli yaşamanın yolu, gerektiğinde ‘hayır’ diyebilmekten geçer. Yerinde ve zamanında tavır almak, meydanı kötülük odaklarına bırakmamak adına önemlidir. Yoksa dokunmaz sanılan yılan(lar), bir gün olur dokunur. İşte o vakit, her şey için çok geç olabilir. Zira yapılması gerekenler zamanında yapılmamıştır.

 “Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…

İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”

  Bu mısralarda şairimiz acıma ve merhamet duyguları ile ön plandadır. Kimsesizleri, mazlumları koruma gayretinde olduğunu görüyoruz. Mehmet Âkif “Safahat”ta yer alan diğer şiirlerinde de bu duyguyu sıkça işler. “Küfe” şiirinde çocuk yaştaki Hasan’ın acıklı hikâyesi anlatılır.  “Seyfi Baba” şiirinde fakir Seyfi Baba’nın perişan hali, yoksulluğu, kimsesizliği anlatılır. Şair, Seyfi Baba’ya yardım etmek ister ama ne hazindir ki onun da cebinde parası yoktur. Yaşanan bu hali yüreğimizi sızlatan bir mısra ile ifade eder: “Ya hamiyyetsiz olaydım ya param olsa idi.” Gerçekçi bir anlatım hâkim. Mehmet Âkif, yaşanan zorlukları gören, dertlilere derman olmak isteyen, cemiyete yol gösterme çabasında olan bir şahsiyettir. Yazdıklarını, bütün samimiyetiyle şahsında yaşayarak göstermiştir. Çevresinde bulunan Mithat Cemal, Eşref Edip gibi şahısların hatıraları, tespitleri bu anlamda dikkate değer.

    “Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim” mısrasında şairimizin insancıl yönü belirgin. Bütün haksızlıkların karşısında duran; izzetli, erdemli bir insan ile muhatabız. Kararlı bir tutumu görmekteyiz. Şair, tarafsız değildir. Mazlumların yanında olmayı tercih etmiştir. “Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu” mısrası bu tercihe işaret eder. 

    Şiirin bütününde haksızlıklar karşısında tavır alış ve mazlumları koruma çabası ana duygu olarak işlenmiştir. Bu şiir Mehmet Âkif’in karakterini, duruşunu açıklayıcı niteliktedir. 

    Yaşadığı çağı doğru okuyan, noksanları gören, yapılması gerekenleri maddî ve manevî cephesiyle duyuran mütefekkir-şair Mehmet Âkif’i yeniden okumalıyız. Rahmetle anıyorum. Ruhu şâd olsun. 

Yazının Devamı

RÜZGÂRA KARŞI ANNE

çıkıp da gelmişim bir bilinmeze

dalım, yaprağım kaygılı


ah alın terim, yorgunluğum ah

bir varmış bir yokmuş bahçe


ağlaya ağlaya diner mi sızı 

yüzünü toprağa belemiş anne


umudum oğul, serinliğim oğul

hatırlar mısın salıncağı


bu rüzgâr ağacı kıracak yine

emeğimi göğe savuran bu rüzgâr

Yazının Devamı

DÜNYA HALİ

kara ağacı da kestiler

dost ırağında 

soluyor gül


dert alır mı dört duvar

efkâr demlenir

uzak şarkılar


erise içimin buzulları 

bir vakte ersem 

memnun


“hayattayım” sözü bile yaralı


Yazının Devamı

GÖÇ

Muhalif rüzgâr esiyor

Solgun, sarı yapraklar

Dere yatağı, çakıl taşları

Kara orman uğultusu


Kuşların da terk ettiği

Yine noksan birimiz

Yol, sessizliğe doğru

Yaramı dağlayan güz

Yazının Devamı
Copyright © 2023 Tüm Hakları Saklıdır Dada Medya
Web Tasarım - Sosyal Medya Yönetimi - Reklam Ajansı - Video Çekim - Grafik Tasarım - Niğde Ajans