yandex
ERDEM BAYAZIT ŞİİRİ | Murat Soyak | Köşe Yazıları | Niğde Anadolu Haber
  • DOLAR
    42,4377
    %0,01
  • EURO
    49,3274
    %0,33
  • G. Altın
    5.666,78
    %-0,26
  • Ç. Altın
    9.241,24
    %0,00
  • BIST
    10.874
    0
  • BITCOIN
    91,861.998
    1.29
  • ETHEREUM
    3,049.738
    0.43
  • DOLAR
    42,4377
    %0,01
  • EURO
    49,3274
    %0,33
  • G. Altın
    5.666,78
    %-0,26
  • Ç. Altın
    9.241,24
    %0,00
  • BIST
    10.874
    0
  • BITCOIN
    91,861.998
    1.29
  • ETHEREUM
    3,049.738
    0.43
Murat Soyak

ERDEM BAYAZIT ŞİİRİ

: 18-10-2025

metin, poster, yazı tipi, grafik tasarım içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.


MURAT SOYAK

 “Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı

Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında

Direnen insanlığın

Saçlarınız ıstırap denizinde bir tutam başak

Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana

O inanmışlar çağının”

  Yazıya şairin “Birazdan Gün Doğacak” isimli şiirinden bir iktibasla başladım. Umudu, muştuyu çoğaltan bir şiir…

“Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü

Çatlayacak yalanın çelik kabuğu

Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu”

    Erdem Bayazıt’ın ilk şiir kitabı “Sebeb Ey” 1972’de Edebiyat Dergisi Yayınları (2. baskısı Akabe Yayınları, 1979), son şiirleri “Risaleler” adı altında Akabe Yayınları arasında 1987 yılında çıktı (2. baskı 1989). Bu iki kitap bir arada “Şiirler” adı altında İz Yayıncılık tarafından 1992 yılında basıldı (4. baskı 1998). Şiirleri Açı (K. Maraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklâl, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera ve Yedi İklim dergilerinde yayımlanmıştır.     

    Erdem Bayazıt, şiirimizde farklı, kendine özgü bir şiir dilini kurmuştur. Mehmet Kaplan’ın ifadesiyle: “Erdem Bayazıt’ın şiiri, değil eski dindar şairlerinkinden, Mehmet Âkif’inkinden de çok farklı bir şekil ve üslûpla yazılmıştır.” 

Şehre bakış

  Erdem Bayazıt, şiirlerinde şehrin karanlığına, kirine, pasına, oyunlarına teslim olmamak için bir karşı duruşu dile getirir.

“Bir adam belki de en çok bir rüzgârdır şimdi

Sisli, yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgâr

Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor

Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor

Başlıyor içinde sonsuz susuzluk

Avuçlarının içi terliyor”

 Şehir, tabiatın güzelliklerinden uzaktadır. Kuşlar konmaz oldu pencerelere.

“Şehir kapanıyor içine

-Toprağa veda”

  Şair, şehir hayatından duyduğu bıkkınlığı “Gölgeler” isimli şiirinde şöyle dile getiriyor:

“Sonra bir çağ geldi

Baktım kafamda karıncalar vardı

Sonra yapılardan yollardan bıkmıştım

Issız sokaklar beni ürkütüyordu

Kötü meydanlarda boğuluyordum

Suları borulara almalarına kızıyordum

Hele hele hep düğmelere basıp yaşamalarına çok çok içerlemiştim

Sonra kalkıp Afrika’ya gittim

Ohh Afrika’ya” 

  Ahmet Kabaklı, şairin işlediği konular hakkında şu tespitte bulunur: “Bir genç adam için şehrin ıstırabını, bozulmuş törenin, inançsızlığın, faziletsizliğin tepkilerini, alışılmış düzenden yılgınlığı ve isyanı ve İslâm’da kurtuluşun güzelliğini, maddeden kaçışı, şehirden köye kasabaya kaçışı ısrarla anlatan şiirler…” 

  Şair, yaşanan hayattan, olup bitenlerden duyduğu rahatsızlığı dile getirir. Dışarının saldırısı karşısında bir direnç alanı oluşturur. 

“Altımızda kayan bu ölü şehri durdursana

Ey gücü toprak kadar eski

Ey gücü yer kadar ağır çocuk

Büyüyen elimin üstüne koy elini

Sana bir yürek vuruşu gibi belirli

Gelen zamanı haber veriyorum”

  Behçet Necatigil, şairin “Sebeb Ey” kitabı için şöyle der: “Barbar güçlerin, teknolojinin yıktığı, Tanrı’dan kopardığı insanın manevî kurtuluşunu arayan Sebeb Ey…”

Ölüm düşüncesi

  Erdem Bayazıt şiirlerinde ölüm konusunu sıkça işler. Fani olmanın şuuruyla dünyayı ve insanı yorumlar:

“Bir otel odası kadar bana aitsin

Bir mağara gibi hiç kimseye

Herkese bir deniz gibi

Biliyorum sadece bir emanetsin

Bir şarkı gibisin dünya

Çoğu zaman hüzün makamında

Coşkulu bazan da

Kimi zaman bir öğle vakti gibi

Sıkıntılı ve sabit”

  Gelimli gidimli dünya… Hayat bir anlam üzerine yaşanıldığında güzelleşir. Yoksa kaos, kargaşa hüküm sürer. Şairin “Ölüm Risalesi” isimli şiirinden:

“Damla damla oluşuyor hayat

Ölüm kımıl kımıl

Duymak kolay

Anlatmak değil

Her ân

Farkındayım

Az az öldüğümün

Bilincindeyim doğan ayın

Eriyen karın, akan suyun

Ve usul usul tükenen zamanın

Tekrarlayıp duruyor saat

Vakit de mahlûktur

Vakit de mahlûktur”


Şair, ölümü tarif etmiş:

“Mahlûkta devinen

Gürül gürül bir ırmaktır ölüm”

 Uyarıcı, uyandırıcı, ders verici bir etkisi vardır ölümün. Bu yönüyle ölüm, en iyi muallimdir.

“Sonra bir mezarlıkta

Bir çukurun başında

Bir kapının ağzında

Herkes susar

Konuşur ölüm”

  İnsanoğlu gündelik telaşlar içinde unutmuş olsa da tek gerçek ölümdür. “Ölümden bir işaret var her şeyde”

Şair, hatırlama ve hatırlatma çabasında: 

 “Bir gün öleceğimi biliyorum

Bunu her ân ölür gibi biliyorum”

  Ölümü hatırlamak ve güzelce hatırlatmak hayırlara vesiledir. Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: “Ağzınızın tadını bozan ölümü sıkça hatırlayınız”. Dünya hayatına kapılan kişi aldanır. Oyun ve oyalanma… Gaflete düşmemek için ölümü hatırlamak şart oluyor.

“Biliyorum yaklaşıyoruz her ân

Biliyorum oruçlu doğar insan

Ölümün iftar sofrasına”

 Ölüm düşüncesi hakkında işte berceste niteliğinde mısralar:

“Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm”

  Allah’a teslim olmuş, inanmış bir şahsiyetin halet-i ruhiyesi okunur bu mısralarda.

Karanlıklara karşı

Erdem Bayazıt, şiirlerinde kötülük odaklarına karşı etkin tavır alır. Muhalif bir duruştur bu.

“Öyleyse ey şair, sen de davranmalısın

Şiiri bir mızrak gibi kullanmalısın”

Şiiri kuşanmış bir yürek… Bütün haksızlıklara karşı söylenmiş diri mısralar:

“İsyan şiirleri bilirim sonra

Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden

Harfler harp düzeni almıştır mısralarda

Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır

Kimi bir soygun sofrasında ışıklı salonlarda

Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır” 

Erdem Bayazıt’ın şiirinde etkili, sarsıcı bir üslûp belirgin. Destanî, yiğitçe bir söyleyiş mısra mısra işlenmiş.


Kaynaklar:

Erdem Bayazıt, “Şiirler”, İz Yayınları

Prof.Dr. Mehmet Kaplan, “Şiir Tahlilleri-2”, Kültür Bakanlığı Yayınları

Ahmet Kabaklı, “Türk Edebiyatı Tarihi c.4”, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları


KIŞIN HALLERİ

1

kar aydınlığında niğde 

işte bir çığır

eve doğru 

ışık ışık


amele pazarında 

tir tir titreyen babam

‘rahmet yağıyor’ der

umut tükenmez


oğul oğul üşüme

yaklaş ateşe

mahzun bakışın

yürek yarası


2

kır bağlarında iki göz evimiz

bütün zenginliğimiz

uzakları yakın eyleyen

annemin anlattığı masal


kar yağıyor, kar yağıyor

varsın, üşüsün ellerimiz

dünyalar bizim şimdi

tarif edilmez sevinç



cümle güzelliğin yurdu

dünyanın tenhasında

kara ağacı dost bilmiş

ah, o iki göz evimiz


3

kış günü

okul dönüşü

bata çıka güle oynaya

göğe yükselen sesler


bir yakınımız gibi

kardan adam

ne dert ne tasa

sokaklar bizim


kar ve melekler

bembeyaz dağ taş

buz kesmiş yeryüzü

nerede şimdi kuşlar


4

hayat bilgisi kitabında

bir başka açıdan kış

iple oynayan kedicik

şöminede kızıl odun

soğuk işlemez ki



heyhat, yıkım günleri 

evsizler, kimsesizler

gazetede renkli haber

okuyup da geçiyor

yağ bağlamış yüreği


5

niğde kalesinde bir garip

baharı gözleyen bir garip

halden anlamaz duvarlar

onlar ki ölümcül uykuda

cemreler düşecek elbet

kara kışa karşı sevdamız

birce duyuş, ateş yalımı

Yazının Devamı

ZULME RIZA GÖSTERMEYEN ŞAİR: MEHMET ÂKİF

insan yüzü, portre, giyim, insan sakalı içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Mehmet Âkif, “Safahat”ın “Âsım” bölümünde haksızlıklar karşısındaki duruşunu, tavrını açık ve çarpıcı mısralarla dile getirir. İşte üzerinde önemle durulması gereken şiir:

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…

Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…

—Boğamazsın ki!

—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…

İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”

  Mehmet Âkif, ümmetin derdiyle dertlenmiş bir insan. Yazdığı şiirlerde yaşanan acılar, yenilgiler, yoksulluğumuz ve umut dile gelir. “Safahat”ta yer alan her bir şiirde devrin halleri adeta kelimelerle resmedilir. 

    Mehmet Âkif, çözümde görev alan, çözüm üreten mütefekkir-şairdir. Mehmet Âkif’in şiirlerinde toplum hayatı, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri yer alır. Sanatı hakikat için toplum için bilmiştir. Geri kalmışlık, yoksulluk, savaşlar, yaşanan zorluklar ve acılar şiirlerinde işlenir. Sorunları tespit eder ve çözüm önerilerinde bulunur. Derde derman olma çabası eserlerine yansımıştır. Duydukları, gördükleri kısaca yaşadıkları karşısında kayıtsız kalmamıştır. Yaşadığı dönemde olup bitenler esere taşınmış; üzerinde düşünülmüş ve dersler çıkarılmış. Şiirini ‘samimiyet’ ve ‘hakikat’ üzerine kurmuştur. 

“Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim…

İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim.

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:

Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek”

    Bir ömür inandığı gibi yaşama çabasında olmuş. Eşref Edip, Mehmet Âkif’in bu yönünü şöyle ifade eder: “Âkif, sadece bir köşeye çekilip düşündüklerini ve duyduklarını yazmakta kalan bir şair değildi. Aynı zamanda doğru bildiği şeyleri yapmaya çalışan; hareketlerini samimi duygularına uygun düşürmeye uğraşan bir cemiyet adamıydı.” Eserleri ile hayatını karşılaştırdığımız zaman şunu açıkça görüyoruz: Mehmet Âkif, izzetli bir duruşu olan şahsiyettir.

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…”

  Bu iki mısra yaşanan haksızlıklar karşısında bir cevap hükmündedir. Şair haksızlıklar karşısında susmayacağını beyan ediyor. Mehmet Âkif dindar bir şahsiyetti. Müslümanca düşünmeyi ve yaşamayı ilke edinmişti. Mehmet Âkif’in zulme karşı oluşundaki kaynağı, hareket noktası Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in(s.a.v) sünneti idi. Rabbimiz buyuruyor: “Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım olunmazsınız” (Hud Suresi, 113). Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Kim, zalime yardım ederse, Allah o zalimi ona musallat eder.”

    Zulmü asla desteklemeyeceğini, zalimleri asla sevmeyeceğini açıkça duyuruyor şair. “Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” mısrası ile hakkın, hakikatin yanında olacağını ifade ediyor.

“Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…

—Boğamazsın ki!

—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.”

  Bu mısralarda öfke belirgin. Şiirin bu kısmında karşılıklı konuşmalar(muhavere) ile tavır alış, karşı duruş belirginlik kazanıyor. 

    Şairin kötülük odaklarına karşı söyleyecek sözü var. Her ne pahasına olursa olsun susmayacağını beyan ediyor. Sonra bu tavrın açıklaması, arka planı dile getiriliyor:

“Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam…

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle”

    Bu bölümde bağımsızlık, özgürlük düşüncesi de işleniyor. Mehmet Âkif, ‘istiklâl’ kavramını her dem yüreğinde taşıyordu. Mehmet Âkif, kelimenin tam anlamıyla istiklâl şairidir. İstiklâl mücadelemizin ruh cephesinde, maneviyat cephesinde gösterdiği gayretlere tarih tanıklık etmiştir. Birlik ve beraberliğin sağlanması, düşmana karşı mücadele edilmesi hususunda yazıları, şiirleri ve vaazları ile hizmet etmiştir. İstiklâl marşımızda özellikle vurgulanan bir mısra vardır. Şiirde tekrar edilir: “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl”. Bu mısra veciz anlatımın doruğundadır. Başarmak için, zafere ulaşmak için önce inanmak gerekir. Sonrası destanî bir mücadele ile kazanılan bağımsızlıktır. “Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle” mısrasında geçen ‘altın lâle’ tabiri boyuna vurulan zincir anlamına gelmektedir. 

     İstiklâl Marşımızda geçen “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” mısralarında da aynı anlam başka bir söyleyişle anlatılmıştır.

“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.”

    Hiç kimse beni kendisine kul köle edemez; beni keyfince yönetemez, anlamı burada yüksek sesle dillendiriliyor. İtirazlarım karşısında belki beni susturmak istersiniz hatta öldürmek istersiniz beni ama istediğiniz yöne sevk edemezsiniz. Sizin yanınızda değilim, nidasıdır bu. Doğru bildiğini söyleme kararlılığı bir kez daha vurgulanmaktadır. İzzetli yaşamanın yolu, gerektiğinde ‘hayır’ diyebilmekten geçer. Yerinde ve zamanında tavır almak, meydanı kötülük odaklarına bırakmamak adına önemlidir. Yoksa dokunmaz sanılan yılan(lar), bir gün olur dokunur. İşte o vakit, her şey için çok geç olabilir. Zira yapılması gerekenler zamanında yapılmamıştır.

 “Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…

İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”

  Bu mısralarda şairimiz acıma ve merhamet duyguları ile ön plandadır. Kimsesizleri, mazlumları koruma gayretinde olduğunu görüyoruz. Mehmet Âkif “Safahat”ta yer alan diğer şiirlerinde de bu duyguyu sıkça işler. “Küfe” şiirinde çocuk yaştaki Hasan’ın acıklı hikâyesi anlatılır.  “Seyfi Baba” şiirinde fakir Seyfi Baba’nın perişan hali, yoksulluğu, kimsesizliği anlatılır. Şair, Seyfi Baba’ya yardım etmek ister ama ne hazindir ki onun da cebinde parası yoktur. Yaşanan bu hali yüreğimizi sızlatan bir mısra ile ifade eder: “Ya hamiyyetsiz olaydım ya param olsa idi.” Gerçekçi bir anlatım hâkim. Mehmet Âkif, yaşanan zorlukları gören, dertlilere derman olmak isteyen, cemiyete yol gösterme çabasında olan bir şahsiyettir. Yazdıklarını, bütün samimiyetiyle şahsında yaşayarak göstermiştir. Çevresinde bulunan Mithat Cemal, Eşref Edip gibi şahısların hatıraları, tespitleri bu anlamda dikkate değer.

    “Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim” mısrasında şairimizin insancıl yönü belirgin. Bütün haksızlıkların karşısında duran; izzetli, erdemli bir insan ile muhatabız. Kararlı bir tutumu görmekteyiz. Şair, tarafsız değildir. Mazlumların yanında olmayı tercih etmiştir. “Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu” mısrası bu tercihe işaret eder. 

    Şiirin bütününde haksızlıklar karşısında tavır alış ve mazlumları koruma çabası ana duygu olarak işlenmiştir. Bu şiir Mehmet Âkif’in karakterini, duruşunu açıklayıcı niteliktedir. 

    Yaşadığı çağı doğru okuyan, noksanları gören, yapılması gerekenleri maddî ve manevî cephesiyle duyuran mütefekkir-şair Mehmet Âkif’i yeniden okumalıyız. Rahmetle anıyorum. Ruhu şâd olsun. 

Yazının Devamı

RÜZGÂRA KARŞI ANNE

çıkıp da gelmişim bir bilinmeze

dalım, yaprağım kaygılı


ah alın terim, yorgunluğum ah

bir varmış bir yokmuş bahçe


ağlaya ağlaya diner mi sızı 

yüzünü toprağa belemiş anne


umudum oğul, serinliğim oğul

hatırlar mısın salıncağı


bu rüzgâr ağacı kıracak yine

emeğimi göğe savuran bu rüzgâr

Yazının Devamı

DÜNYA HALİ

kara ağacı da kestiler

dost ırağında 

soluyor gül


dert alır mı dört duvar

efkâr demlenir

uzak şarkılar


erise içimin buzulları 

bir vakte ersem 

memnun


“hayattayım” sözü bile yaralı


Yazının Devamı

GÖÇ

Muhalif rüzgâr esiyor

Solgun, sarı yapraklar

Dere yatağı, çakıl taşları

Kara orman uğultusu


Kuşların da terk ettiği

Yine noksan birimiz

Yol, sessizliğe doğru

Yaramı dağlayan güz

Yazının Devamı
Copyright © 2023 Tüm Hakları Saklıdır Dada Medya
Web Tasarım - Sosyal Medya Yönetimi - Reklam Ajansı - Video Çekim - Grafik Tasarım - Niğde Ajans