yandex
EDEBİYATA, DÜŞÜNCEYE, KÜLTÜRE ADANMIŞ BİR ÖMÜR: ŞAİR-YAZAR İSMAİL ÖZMEL | Murat Soyak | Köşe Yazıları | Niğde Anadolu Haber
  • DOLAR
    42,4377
    %0,01
  • EURO
    49,3274
    %0,33
  • G. Altın
    5.666,78
    %-0,26
  • Ç. Altın
    9.241,24
    %0,00
  • BIST
    10.874
    0
  • BITCOIN
    91,861.998
    1.29
  • ETHEREUM
    3,049.738
    0.43
  • DOLAR
    42,4377
    %0,01
  • EURO
    49,3274
    %0,33
  • G. Altın
    5.666,78
    %-0,26
  • Ç. Altın
    9.241,24
    %0,00
  • BIST
    10.874
    0
  • BITCOIN
    91,861.998
    1.29
  • ETHEREUM
    3,049.738
    0.43
Murat Soyak

EDEBİYATA, DÜŞÜNCEYE, KÜLTÜRE ADANMIŞ BİR ÖMÜR: ŞAİR-YAZAR İSMAİL ÖZMEL

: 25-07-2025

⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠metin, kişi, şahıs, kitap, giyim içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

  Türk edebiyatının değerli isimlerinden, Akpınar edebiyat-kültür-sanat dergisinin kurucusu ve genel yayın yönetmeni, şair-yazar İsmail Özmel, 23 Temmuz 2025 tarihinde vefat etti.

    Edebiyat, kültür ve düşünce alanında kaleme aldığı şiir, deneme, biyografi ve incelemeleriyle tanınan Özmel, özellikle Niğde merkezli çalışmalarıyla edebiyat çevrelerinde tanınan bir isimdi.

    1933 yılında Niğde’de dünyaya gelen İsmail Özmel, ilk ve ortaöğrenimini Niğde’de, lise öğreniminin bir bölümünü ise İstanbul’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra bir süre öğretmenlik yapan Özmel, daha sonra serbest avukat olarak görev yaptı.

  Yazı hayatına 1950’li yıllarda başlayan Özmel’in ilk şiirleri Türk Sanatı dergisi ve Uluova gazetesinde yayımlandı. Şiirleri ve yazıları zamanla pek çok dergi ve gazetede yer aldı. Kültür, sanat ve edebiyat alanındaki yoğun çalışmalarını 2006 yılında kurduğu Akpınar edebiyat, kültür, sanat dergisi ile kurumsallaştırdı. Dergi, 2025 yılı itibariyle 110. sayıya ulaştı.

     Hayatı boyunca edebiyata ve kültür-sanat hayatına katkıda bulunmayı sürdüren Özmel, farklı türlerde çok sayıda eser kaleme aldı. Özellikle “Bir Daha Yaşamak”, “Sihirli Zaman”, “Kültür ve Tarih Sohbetleri”, “Türkçenin Rüzgârında” ve “Bütün Şiirleri” gibi kitaplarıyla dikkat çeken İsmail Özmel, “Dünden Bugüne Niğdeli Şair ve Yazarlar” isimli biyografi çalışmalarıyla da son devir edebiyat tarihçiliğine kıymetli katkılar sundu.

    İsmail Özmel’in denemelerinde Türk dili, tarih, kültür ve medeniyet ana temalar olarak öne çıktı. Yazılarında Türkçenin korunması, şehir kültürü, millî kimlik ve toplumsal meseleler gibi konuları işleyen yazar, edebiyatı yalnızca estetik bir uğraş değil; aynı zamanda bir fikir ve sorumluluk alanı olarak değerlendirdi.

  Yazarlık kimliğinin yanı sıra birçok televizyon programına katılan, panellerde konuşmalar yapan Özmel’in hayatı ve edebî kişiliği üzerine çeşitli üniversitelerde lisans tezleri hazırlandı. 2010 yılında Karacaoğlan Özel Ödülü'ne, 2012’de İLESAM Şeref Ödülü’ne, 2013’te ise Berceste Türk Edebiyatına Katkı Ödülü’ne layık görüldü.

    Niğde Üniversitesi tarafından 2012 yılında düzenlenen “Yazı Hayatının 50. Yılında İsmail Özmel” başlıklı panelde hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri odağında tebliğ metinleri sunuldu. 

       2025 yılında yayımlanan “Bilgenin Söylediği” isimli kitapta (Hazırlayan: Murat Soyak, Bilgekut Yayınları, Ankara) İsmail Özmel’in hayatı, eserleri, sanat anlayışı ve edebî şahsiyeti hakkında kendisiyle yapılan söyleşiler kitaplaştı. 

    Son dönemde Niğde'de edebiyat, kültür, sanat çalışmalarına özellikle Akpınar dergisi vesilesiyle çok önemli katkılar sundu. Okuma-yazma çabası hep devam etti. Bir ömür sabır ve gayret ile düşünce, sanat, edebiyat alanında çalışmalar yapıp kıymetli eserler kaleme aldı.

    Akpınar edebiyat dergisi için çok emek verdi. Issızlığın ortasında yazma eylemini inançla sürdürdü. Bütün zorluklara karşı daima umutlu ve iyimserdi. 2006 senesinde yayın hayatına başlayan Akpınar dergisi hiç aksamadan 110 sayı devam etti. 

      Son olarak “Çıkış Yolu”, “Acıların Büyüttüğü İnsan”, “Kaybolan Zamanın Ruhu”, “Ölümsüz Ruh İçimizde” ve “Yeni Türk Ruhu” başlıklı kitaplarını yayımlayan İsmail Özmel, vefatından önce Akpınar dergisinin 111. sayısı için hazırlıklarını sürdürüyor ve yeni kitap çalışmalarını tamamlamaya çalışıyordu.

    İsmail Özmel’in vefatı, başta Niğde olmak üzere edebiyat ve kültür camiasında büyük üzüntüyle karşılandı. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.


KIŞIN HALLERİ

1

kar aydınlığında niğde 

işte bir çığır

eve doğru 

ışık ışık


amele pazarında 

tir tir titreyen babam

‘rahmet yağıyor’ der

umut tükenmez


oğul oğul üşüme

yaklaş ateşe

mahzun bakışın

yürek yarası


2

kır bağlarında iki göz evimiz

bütün zenginliğimiz

uzakları yakın eyleyen

annemin anlattığı masal


kar yağıyor, kar yağıyor

varsın, üşüsün ellerimiz

dünyalar bizim şimdi

tarif edilmez sevinç



cümle güzelliğin yurdu

dünyanın tenhasında

kara ağacı dost bilmiş

ah, o iki göz evimiz


3

kış günü

okul dönüşü

bata çıka güle oynaya

göğe yükselen sesler


bir yakınımız gibi

kardan adam

ne dert ne tasa

sokaklar bizim


kar ve melekler

bembeyaz dağ taş

buz kesmiş yeryüzü

nerede şimdi kuşlar


4

hayat bilgisi kitabında

bir başka açıdan kış

iple oynayan kedicik

şöminede kızıl odun

soğuk işlemez ki



heyhat, yıkım günleri 

evsizler, kimsesizler

gazetede renkli haber

okuyup da geçiyor

yağ bağlamış yüreği


5

niğde kalesinde bir garip

baharı gözleyen bir garip

halden anlamaz duvarlar

onlar ki ölümcül uykuda

cemreler düşecek elbet

kara kışa karşı sevdamız

birce duyuş, ateş yalımı

Yazının Devamı

ZULME RIZA GÖSTERMEYEN ŞAİR: MEHMET ÂKİF

insan yüzü, portre, giyim, insan sakalı içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Mehmet Âkif, “Safahat”ın “Âsım” bölümünde haksızlıklar karşısındaki duruşunu, tavrını açık ve çarpıcı mısralarla dile getirir. İşte üzerinde önemle durulması gereken şiir:

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…

Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…

—Boğamazsın ki!

—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…

İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”

  Mehmet Âkif, ümmetin derdiyle dertlenmiş bir insan. Yazdığı şiirlerde yaşanan acılar, yenilgiler, yoksulluğumuz ve umut dile gelir. “Safahat”ta yer alan her bir şiirde devrin halleri adeta kelimelerle resmedilir. 

    Mehmet Âkif, çözümde görev alan, çözüm üreten mütefekkir-şairdir. Mehmet Âkif’in şiirlerinde toplum hayatı, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri yer alır. Sanatı hakikat için toplum için bilmiştir. Geri kalmışlık, yoksulluk, savaşlar, yaşanan zorluklar ve acılar şiirlerinde işlenir. Sorunları tespit eder ve çözüm önerilerinde bulunur. Derde derman olma çabası eserlerine yansımıştır. Duydukları, gördükleri kısaca yaşadıkları karşısında kayıtsız kalmamıştır. Yaşadığı dönemde olup bitenler esere taşınmış; üzerinde düşünülmüş ve dersler çıkarılmış. Şiirini ‘samimiyet’ ve ‘hakikat’ üzerine kurmuştur. 

“Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim…

İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim.

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:

Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek”

    Bir ömür inandığı gibi yaşama çabasında olmuş. Eşref Edip, Mehmet Âkif’in bu yönünü şöyle ifade eder: “Âkif, sadece bir köşeye çekilip düşündüklerini ve duyduklarını yazmakta kalan bir şair değildi. Aynı zamanda doğru bildiği şeyleri yapmaya çalışan; hareketlerini samimi duygularına uygun düşürmeye uğraşan bir cemiyet adamıydı.” Eserleri ile hayatını karşılaştırdığımız zaman şunu açıkça görüyoruz: Mehmet Âkif, izzetli bir duruşu olan şahsiyettir.

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem…”

  Bu iki mısra yaşanan haksızlıklar karşısında bir cevap hükmündedir. Şair haksızlıklar karşısında susmayacağını beyan ediyor. Mehmet Âkif dindar bir şahsiyetti. Müslümanca düşünmeyi ve yaşamayı ilke edinmişti. Mehmet Âkif’in zulme karşı oluşundaki kaynağı, hareket noktası Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz’in(s.a.v) sünneti idi. Rabbimiz buyuruyor: “Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım olunmazsınız” (Hud Suresi, 113). Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Kim, zalime yardım ederse, Allah o zalimi ona musallat eder.”

    Zulmü asla desteklemeyeceğini, zalimleri asla sevmeyeceğini açıkça duyuruyor şair. “Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” mısrası ile hakkın, hakikatin yanında olacağını ifade ediyor.

“Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…

—Boğamazsın ki!

—Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.”

  Bu mısralarda öfke belirgin. Şiirin bu kısmında karşılıklı konuşmalar(muhavere) ile tavır alış, karşı duruş belirginlik kazanıyor. 

    Şairin kötülük odaklarına karşı söyleyecek sözü var. Her ne pahasına olursa olsun susmayacağını beyan ediyor. Sonra bu tavrın açıklaması, arka planı dile getiriliyor:

“Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam…

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle”

    Bu bölümde bağımsızlık, özgürlük düşüncesi de işleniyor. Mehmet Âkif, ‘istiklâl’ kavramını her dem yüreğinde taşıyordu. Mehmet Âkif, kelimenin tam anlamıyla istiklâl şairidir. İstiklâl mücadelemizin ruh cephesinde, maneviyat cephesinde gösterdiği gayretlere tarih tanıklık etmiştir. Birlik ve beraberliğin sağlanması, düşmana karşı mücadele edilmesi hususunda yazıları, şiirleri ve vaazları ile hizmet etmiştir. İstiklâl marşımızda özellikle vurgulanan bir mısra vardır. Şiirde tekrar edilir: “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl”. Bu mısra veciz anlatımın doruğundadır. Başarmak için, zafere ulaşmak için önce inanmak gerekir. Sonrası destanî bir mücadele ile kazanılan bağımsızlıktır. “Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle” mısrasında geçen ‘altın lâle’ tabiri boyuna vurulan zincir anlamına gelmektedir. 

     İstiklâl Marşımızda geçen “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” mısralarında da aynı anlam başka bir söyleyişle anlatılmıştır.

“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.”

    Hiç kimse beni kendisine kul köle edemez; beni keyfince yönetemez, anlamı burada yüksek sesle dillendiriliyor. İtirazlarım karşısında belki beni susturmak istersiniz hatta öldürmek istersiniz beni ama istediğiniz yöne sevk edemezsiniz. Sizin yanınızda değilim, nidasıdır bu. Doğru bildiğini söyleme kararlılığı bir kez daha vurgulanmaktadır. İzzetli yaşamanın yolu, gerektiğinde ‘hayır’ diyebilmekten geçer. Yerinde ve zamanında tavır almak, meydanı kötülük odaklarına bırakmamak adına önemlidir. Yoksa dokunmaz sanılan yılan(lar), bir gün olur dokunur. İşte o vakit, her şey için çok geç olabilir. Zira yapılması gerekenler zamanında yapılmamıştır.

 “Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…

İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”

  Bu mısralarda şairimiz acıma ve merhamet duyguları ile ön plandadır. Kimsesizleri, mazlumları koruma gayretinde olduğunu görüyoruz. Mehmet Âkif “Safahat”ta yer alan diğer şiirlerinde de bu duyguyu sıkça işler. “Küfe” şiirinde çocuk yaştaki Hasan’ın acıklı hikâyesi anlatılır.  “Seyfi Baba” şiirinde fakir Seyfi Baba’nın perişan hali, yoksulluğu, kimsesizliği anlatılır. Şair, Seyfi Baba’ya yardım etmek ister ama ne hazindir ki onun da cebinde parası yoktur. Yaşanan bu hali yüreğimizi sızlatan bir mısra ile ifade eder: “Ya hamiyyetsiz olaydım ya param olsa idi.” Gerçekçi bir anlatım hâkim. Mehmet Âkif, yaşanan zorlukları gören, dertlilere derman olmak isteyen, cemiyete yol gösterme çabasında olan bir şahsiyettir. Yazdıklarını, bütün samimiyetiyle şahsında yaşayarak göstermiştir. Çevresinde bulunan Mithat Cemal, Eşref Edip gibi şahısların hatıraları, tespitleri bu anlamda dikkate değer.

    “Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim” mısrasında şairimizin insancıl yönü belirgin. Bütün haksızlıkların karşısında duran; izzetli, erdemli bir insan ile muhatabız. Kararlı bir tutumu görmekteyiz. Şair, tarafsız değildir. Mazlumların yanında olmayı tercih etmiştir. “Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu” mısrası bu tercihe işaret eder. 

    Şiirin bütününde haksızlıklar karşısında tavır alış ve mazlumları koruma çabası ana duygu olarak işlenmiştir. Bu şiir Mehmet Âkif’in karakterini, duruşunu açıklayıcı niteliktedir. 

    Yaşadığı çağı doğru okuyan, noksanları gören, yapılması gerekenleri maddî ve manevî cephesiyle duyuran mütefekkir-şair Mehmet Âkif’i yeniden okumalıyız. Rahmetle anıyorum. Ruhu şâd olsun. 

Yazının Devamı

RÜZGÂRA KARŞI ANNE

çıkıp da gelmişim bir bilinmeze

dalım, yaprağım kaygılı


ah alın terim, yorgunluğum ah

bir varmış bir yokmuş bahçe


ağlaya ağlaya diner mi sızı 

yüzünü toprağa belemiş anne


umudum oğul, serinliğim oğul

hatırlar mısın salıncağı


bu rüzgâr ağacı kıracak yine

emeğimi göğe savuran bu rüzgâr

Yazının Devamı

DÜNYA HALİ

kara ağacı da kestiler

dost ırağında 

soluyor gül


dert alır mı dört duvar

efkâr demlenir

uzak şarkılar


erise içimin buzulları 

bir vakte ersem 

memnun


“hayattayım” sözü bile yaralı


Yazının Devamı

GÖÇ

Muhalif rüzgâr esiyor

Solgun, sarı yapraklar

Dere yatağı, çakıl taşları

Kara orman uğultusu


Kuşların da terk ettiği

Yine noksan birimiz

Yol, sessizliğe doğru

Yaramı dağlayan güz

Yazının Devamı
Copyright © 2023 Tüm Hakları Saklıdır Dada Medya
Web Tasarım - Sosyal Medya Yönetimi - Reklam Ajansı - Video Çekim - Grafik Tasarım - Niğde Ajans